Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://gcris.yasar.edu.tr/handle/123456789/13678
Browse
Browsing Yüksek Lisans Tezleri by Language "en"
Now showing 1 - 20 of 964
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 2009 yılında Moldova'da seçim sistemi prizması üzerinden protesto ve kitle medyalarının analizi(2021) Postıca, Sanda; Kızıltunalı, GizemBu tez, Moldova medyasının, Nisan 2009'da Moldova'da gerçekleşen parlamento seçimlerinin yol açtığı protestoları sunma biçimlerindeki etkisini değerlendirmektedir. AGİT Moldova Cumhuriyeti Misyonu'nun desteğiyle ADEPT tarafından yürütülen 'Seçim Ortamı 2009' çalışmasına ve Moldova medyasına ilişkin temel bulgularına dayanarak, (Seçimin tarafsız yansıtılmaması, iktidar partisini kayırma, hükümetin görüntüleri manipüle etme) tez, ana akım Moldova TV kanallarını yukarıda belirtilen perspektiflerden incelemektedir. Niteliksel yorumlamacı yaklaşım yöntemiyle hareket ederek, Moldova'da Nisan 2009 seçim döneminde medya kanallarının haberleri nasıl yansıttığını ve bu haberlerin Cumhuriyet'teki siyasi partilerin aleyhine olduğunu göstermek adına eleştirel bir analiz yürütür.Master Thesis 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde sosyal medya kullanımının incelenmesi(2018) Starke, Michelle; Atabek, ÜmitYedi haber kaynağının (beşi yerli ve ikisi uluslararası) Twitter profilleri, iki hafta süreci içerisinde analiz edildi. Tweetler, 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinden bir hafta önce ve bir hafta sonrasından alındı. İlk analiz, hangi konuların en sık ortaya çıktığını ve en önemli göründüğünü tespit etti. En çok hangi konuların tartışıldığına karar verdikten sonra tweet'ler doğal bir dil işleme sistemi olan VADER'a aktarıldı. VADER, tweet'lerin olumlu, olumsuz ya da tarafsız olup olmadığını ve her birinin hangi kategoriye (ya da kategorilere) girdiğini belirleyebildi. Amaç, bu popüler haber kaynaklarının 2016 ABD başkan adayları olan Hillary Clinton ve Donald Trump'ı nasıl tanıttığı ve seçimi çevreleyen bu iki hafta süreci boyunca en çok hangi konuların ele alındığı sonucuna varmaktı. Sonuç olarak, haber yayın organları, haberleri her zaman halkın beklediği şekilde bildirmemekte ve Twitter ortamı için gündemi belirlemektedir.Master Thesis 2020 salgını sırasında çok uluslu firmaların nitelikli göçmen kadın işe alım ve işe uyum amaçlı insan kaynakları pratiklerindeki değişimler(2021) Rehman, Malıha; Özeren, Emir; Bulut, ÇağrıAmaç - Tez, çok uluslu firmalarda 2020 salgını öncesi ve sırasında nitelikli göçmen veya kendi imkanları ile kendini geliştirmiş yabancı (ekspat) kadınların işe alım ve iş kültürüne entegre edilmeleri amaçlı insan kaynakları pratiklerini ortaya çıkarmayı amaçlar. Tasarım/metodoloji/yaklaşım – Gioia metodu ile gerçekleştirilen, kodların türetilmesi, tema ve boyuta göre sınıflandırılması için tematik analiz kullanılan kalitatif çalışma. Bulgular – Çeşitlilik ve katılımcılık çok uluslu şirketleri için önemli bir ilgi odağı haline gelmiştir, firmalar da firma dışı hisse sahiplerini tatmin etmek, organizasyonel verim ve yaratıcılığı elde etmek için değişim göstermiştir. Marka itibarı ve küresel etki için firmalar cinsiyet eşitliği ve azınlık haklarına önem veren pratiklere önem vermektedir. RBV teorisini kullanarak, iş gücünü çeşitlendirerek rekabetçi üstünlük elde etmek, üretkenlik, katılım ve yaratıcılığı arttırmak için çok uluslu firmaların kadın ve nitelikli göçmenleri içeren azınlıklardan istihdam etmek için büyük yatırımlar yaptıkları sonucuna vardık. Salgın sırasında, işyeri uyumu, işe alım ve personel yönetiminde önemli değişiklikler gözlemlenmiştir. Firmalar uzaktan çalışma, esnek saatler, zihinsel sağlık programları ve çevrimiçi işe alım süreçlerine uyum sağlamaktadırlar. İş pratiklerindeki bu değişiklikler nitelikli kadın göçmenler için yeni fırsatlar yaratacaktır. Anahtar kelimeler: İşe alım, işe uyum, katılım ve çeşitlilik, nitelikli göçmenler, COVID 19 salgınıMaster Thesis 2021 israil gazze çatışmasının çerçevelenmesi: Haaretz.com haberlerinin içerik analizi(2023) Raza, Zohaır; Melek, GizemIn this study, the aim was to observe the reporting pattern and methodology employed by Haaretz, an Israeli newspaper of international repute, during the 2021 Haram Al- Shareef conflict between the state of Israel, Hamas, Israeli far-right and Israeli minorities. This conflict was selected because of its peculiar nature due to its multi- faceted participation from all sides and not just Hamas. The observations were quantified using the content analysis measure for frames developed by Semetko & Valkenburg (2000a). The results revealed that, despite the rise in the usage of Imagefare (Image Warfare) by the conflicting parties, Haaretz did not shy away from criticizing the government and state institutions. It also employed reporters from Gaza to bypass the information blackouts by the Israeli Defense Forces (IDF), usually during the times of conflict. keywords: Framing, Media Coverage, Haram Al Shareef, Israel, Haaretz, IDF, Hamas, Arab-Israelis, Israeli-Far Right.Master Thesis 360 video ve geleneksel videonun teknik ve estetik yönlerden karşılaştırılması ve örnek bir sanal gerçeklik projesinin üretilmesi(2022) Kartelli, Ömer; Sönmez, SevcanIn this study, the technical and aesthetic differences of regular video which is using traditional narration methods, and 360 videos are discussed and compared. The effects on human perception and viewing experience are analyzed with two documentary projects produced in different formats. Comprehensive results are aimed to be reached from start to end of the project making process until it meets with the audience. The technical and aesthetic structures of the formats were compared, the scenario shooting setup of the same short documentary story was carried out in two different formats, the same sample was made to watch the documentary in two different formats and a survey was conducted, the questionnaires were evaluated and the impact measurement of 360 videos was made according to the traditional documentary work. As a result, the main inferences from the project realized with virtual reality technology in the data obtained are: Inferences were made on the main titles of virtual reality in terms of human-space relationship, virtual reality in terms of sustainability, virtual reality in terms of re-watching and interaction, and virtual reality in terms of sensory and emotional effect.Master Thesis 4G cep telefonları için anten tasarımı(2018) Okuyucu, Serdar; Seçmen, MustafaCep telefonu teknolosinin çoklu bant ve yüksek hızlı veri transmisyonunda katedilen gelişmeler, zengin içerikli mobil servislere ve yeni işlevselliklere olan artan talebi de beraberinde getirmiştir. Bu servislerin kullanıcılara sorunsuz bir biçimde sağlanması için, çoklu-bant ve geniş-bant karakteristiğine sahip antenlerin kompakt yapılı modern cep telefonlarının yapısına entegre edilmesi gerekmektedir. Bu tezde, çoklu-bant, rezonans frekansı control edilebilen bir ana anten ve alıcı diversity anteni hücresel ağ antenleri olarak tanıtılmıştır. 900 MHz ve 1800 MHz GSM frekanslarında çalışan ana anten elemanına ait özgül soğurma oranı, standart SAM ve anatomik olarak doğru olan kafa modelleri için simüle edilmiştir. Bu iki antene ek olarak, bir GPS anteni ile birlikte, 2.4 GHz ve 5.2 GHz frekanslarında çalışmak üzere tasarlanan iki ayrı WIFI anteni tanıtılmıştır. Ana anten, cep telefonunun alt kısmına konumlandırılmış bir PIFA anten elemanı olup, anten topraklaması değişken reaktans elemanları üzerinden yapılarak GSM, DCS, PCS, ve UMTS standartlarını kapsayan 790-960 MHz ve 1710-2690 MHz bantlarında çalışması sağlanmıştır. Diğer taraftan, diversity anten elemanı, 1710-2690 MHz bandında çalışmak üzere bir monopole anteni olarak tasarlanmıştır. Her iki antenin çalışma frekansına ayarlanmasında LDS teknolojisinin kullanılması önerilmiştir. Her iki antene ait çalışma frekansında simüle edilmiş ve ölçülmüş geri yansıma kaybı ve radyasyon paternleri verilmiştir. Ana anten ve diversity anten elemanlarında olduğu gibi, telefonun dış yapısını oluşturan metalik yapının bir kısmı, 1.575 GHz bandında çalışan GPS ve 2.4 GHz bandında çalışan WIFI antenleri olarak kullanılmıştır. Antenlerin ilgili çalışma bantlarına ayarlanması, telefonun arka tarafında bulunan plastik kapak üzerine entegre edilen LDS örnekleri ve uyumlama devreleri ile gerçeklenmiştir. Diğer taraftan, 5.2 Ghz bandında çalışan WIFI anteni, telefonun plastik arka kapağı üzerine inşa edilen bir PIFA elemanı ile herhangi bir uyumlandırma devresi kullanılmadan oluşturulmuştur. Bu antenlere ait simüle edilmiş ve ölçülmüş geri yansıma kayıpları ve radyasyon patternleri verilmiştir. Cep telefonlarına ait özgül soğurma oranlarının (SAR) parametrik bağımlılığının ayrıntılı bir incelenmesini takiben, standart kafa ve anatomik olarak doğru olan kafa modelleri yanında çalışan ana anten elemanının SAR karakteristiği simüle edilmiştir. Buna ek olarak, homojen bir el modelinin varlığının, anten performansı ve SAR dağılımı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sonuç olarak, yüksek frekans çalışma bandında anten çıkış gücünün düşük olmasından dolayı, düşük banttakine kıyasla daha düşük SAR değerleri elde edilmiştir. Ana anten elemanının telefon üzerindeki konumu, SAR dağılımı üzerindeki en etkili parametre olarak saptanmış olup, ana antenin telefonun üst kısmında konumlandırıldığı bazı durumlarda, standartlarca belirlenen azami SAR limit değerlerini aştığı saptanmıştır. Ayrıca telefon üzerine yerleştirilen bir homojen el modelinin de anten rezonans frekansında aşağı yönlü bir kaymaya sebep olduğu saptanmıştır.Master Thesis A deep reinforcement learning modelling approach for (s, S) inventory control problem / Envanter yönetimi için derin takviyeli öğrenme yaklaşımı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) GÜRAY KILINÇBu tezde, tek kademeli tedarik zinciri ağında envanter optimizasyonunu yöneten derin takviyeli öğrenme (DRL) ajanlarının performansı incelenmiştir. DRL'de, akıllı ajan, bu ağın toplam kârını en üst düzeye çıkarmak için her bir zaman adımında ne kadar sipariş verileceğini belirlenir. Ayrıca, yeniden sipariş noktası (s) ve en yüksek envanter düzeyi (S) bir algoritma yardımı ile bulunarak statik bir model geliştirilmiştir. Ardından, bir öğrenme ortamında bu seviyelere karar vermek için bir DRL algoritması olan derin Q-Networks (DQN) kullanan bir ajan eğitilmiştir. İki yaklaşım, farklı senaryolar altında karşılaştırılmış ve sonuçlar DRL yaklaşımının statik (s, S) politikasından daha iyi performans gösterdiği gözlemlenmiştir. In this thesis, deep reinforcement learning (DRL) is applied to an inventory control optimization problem in a single-echelon supply chain network. In the DRL approach, intelligent agents determining how much to order in each time step to maximize the total profit of the network is determined. Also, a static model is developed in which the optimal reorder points (s) and the optimal order-up-to levels (S) are calculated by a mathematical model. Later, an agent with deep Q-Networks (DQN) by a DRL algorithm is trained to decide those levels in a learning environment. The two approaches are compared under different scenarios and the results show that the DQN agent outperforms the static (s, S) policy under a stochastic environment.Master Thesis A framework for bus spare parts inventory management in public transportation / Toplu taşımada bir otobüs yedek parça envanter yönetimi çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) İLKER MUTLUEnvanter yönetimi kaynakların doğru kullanılması, faaliyetlerin devamlılığı ve taleplerin karşılanması için firmalar için gereklidir. Özellikle bakım, tamir ve yenileme için kullanılan yedek parçaların hizmet sağlayıcı firmaların hizmetlerinin aksamaması adına ihtiyaç anında hazır bulunması gerekir. Ancak, fazla tutulan stoklar firmanın kaynaklarını yanlış kullanması, diğer yandan eksik tutulan stoklar taleplerin karşılanmaması ve hizmetin aksaması anlamına gelmektedir. Bu yüzden stokları düzgün yönetebilmek firmalar için önemlidir. Bu tezin amacı, doğrudan temin ve ihale olmak üzere iki farklı stok yenileme metoduna sahip otobüslü toplu taşıma hizmeti veren bir firmada, kullanılan yedek parçaların yönetilmesi için bir envanter yönetim çerçevesi oluşturmaktır. Bu amaç için doğrudan temin için (R, s, S), ihale için (n, Q) şirketin doğasına uygun olarak envanter politikaları belirlenmiştir. Yedek parçalar ABC analizi yapılarak önem ve değerine göre sınıflandırılmıştır. Parçaların zaman serine bağlı talep tahmini Holt Winter's algoritması ve yaş faktörü içeren gelişmiş makine öğrenmesi Destek Vektör Regresyonu algoritması ile WEKA programı kullanılarak yapılmıştır. İki talep tahmini yöntemi de talebin yapısını yakalayıp düzgün sonuçlar vermiştir. Son olarak mevcut sistemin ARENA Simülasyon Yazılımı kullanılarak modeli oluşturulmuş politikalar uygulanıp testler ve doğrulamalar yapılmıştır. Yapılan deneylerin sonucunda, önerilen envanter politikasıyla ortalama eksiklik ve elde tutma değerlerinde büyük iyileştirmeler gözlenmiştir. Inventory management is necessary for companies to ensure the correct use of resources, continuity of activities, and meeting demands. Spare parts, especially those used for maintenance, repair, and renewal, must be available when needed to avoid disrupting service providers' services. However, excessive inventory means the company is wasting resources, while understocked stocks mean unmet demand and service disruption. Therefore, companies need to manage stocks properly. This thesis aims to propose a framework for the inventory management of spare parts used in a company that provides bus public transportation services with two different stock replenishment methods: direct supply and tender. For this purpose, inventory policies were determined for direct procurement (R, s, S) and for tender (n, Q) depending on the nature of the company. ABC analysis classified spare parts according to their importance and value. Demand forecasting of spare parts based on time series was made using WEKA software program with advanced machine learning Support Vector Regression algorithm and Holt Winter's method. Both demand-forecasting methods captured the structure of demands and made similar and accurate forecasts. Finally, the existing system was modeled using ARENA Simulation Software, policies were implemented, and tests and verifications were made. As a result of the simulation experiments, it was observed that the proposed policy made improvements in the average holding and average shortage values.Master Thesis A framework for capacity expansion planning in failure-prone flow-networks via systemic risk analysis / Kopmalara eğilimli akış ağlarında sistemik risk analizi ile bir kapasite artış planlama çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) NAZLI KARATAŞ AYGÜNBu tezde, arz, talep ve aktarma düğümleri ile aralarındaki kenarlardan oluşan kopmalara eğilimli akış ağlarında, belirli bir hizmet seviyesini garanti etmek için bir kapasite artış plan çerçevesi öneriyoruz. Problemin amacı, en düşük maliyetli kapasite artış planlamasını bulmaktır ve problem genel bir rassal optimizasyon modeli olarak formüle edilmiştir. Modelimiz yapı itibariyle, çeşitli gerçek hayat uygulamalarına uyum sağlayan maliyet fonksiyonlarına izin vermektedir. Bu çalışmada kullandığımız maliyet fonksiyonu, direk maliyet ve gelecek risk maliyetlerini birlikte düşünür ve doğrusal olmayan bir yapıya sahiptir. Problemin olurlu bölgesi, karşılanmayan toplam talebin belirli bir seviyenin üstüne çıkma olasılığının belirlenmiş bir risk sınırından küçük olması ile tanımlanmıştır. Bu kısıtın bağlı olduğu sistemik risk ölçütü, sistem bileşeni özelindeki geleneksel risk ölçütü yerine, sistemsel operasyonlara bütüncül bir bakış açısı sağlar ve karşılanamayan toplam talep riskini hesaplar. Bu tarz bir sistemsel analiz ihtiyacı, sistem elementleri arasındaki karmaşık ve doğrusal olmayan ilişkilerden doğmuştur. Sistemik risk, sistemlerdeki ilk kopmalar ve bu kopmaların sistem genelinde artarak ilerlemesinden kaynaklanmaktadır. Karşılanamayan talebin dağılımı, Izgara Üzerinde Arama Algoritması içinde yer alan ve başlangıçtaki kopmaların, arz ve talep miktarlarının rassal doğası kullanılan simülasyonlarla hesaplanmıştır. En düşük maliyetli kapasite artışı ise, bir sürü tabanlı sezgisel algoritma olan Diferansiyel Evrim Algoritması kullanılarak hesaplanmıştır. Bu çalışmada sunduğumuz metodoloji, finansal sistemler, elektrik ağ sistemleri ve tedarik zincirleri gibi çeşitli alanlara uygulanabilir. Yaklaşımımızı orta büyüklükte genel bir akış ağına uyguladık. Buna ilaveten, sistem parametrelerinin olurlu bölge ve en düşük maliyetli optimal çözüm üzerindeki etkilerini araştırmak için kapsamlı bir sayısal çalışma yürüttük. We propose a capacity expansion framework to guarantee a certain service level in failure-prone flow-networks composed of supply, demand and intermediate nodes, and arcs in between. We formulate the problem as a general stochastic optimization model to minimize the total cost of additional edge capacities. Our model allows considering different cost structures corresponding to the nature of different real-life applications. We consider a non-linear cost structure that captures both the immediate cost of investment and the cost of future risk. The feasible region is composed of the additional edge capacities that satisfy a probabilistic constraint (certain service level) which is the probability of total demand-not-satisfied is greater than a predetermined level is less than a risk threshold and a boundary constraint which is the additional edge capacities are greater than or equal to 0. These constraints are based on a systemic risk measure. Systemic risk measure, in contrast to traditional risk analysis on the component level, captures a holistic view of the system-wide operation and calculates the risk of unsatisfied demand. The requirement for system-wide analysis arises from the complex and nonlinear relationship between components of the system. Systemic risk is due to initial edge failures and the cascade of these failures throughout the system. Due to the stochastic nature of initial failures and certain supply and demand nodes, the distribution of unsatisfied demand is calculated via simulations embodied within a Grid Search Algorithm that identifies the feasible region. Cost-optimal edge capacity expansion is computed by a population-based heuristic optimization algorithm, namely, Differential Evolution. Our methodology can be applied to numerous fields including financial systems, power systems and supply chains. We apply our proposed framework to a medium-size general flow-network, and conduct a comprehensive numerical study to investigate the effects of system parameters on the feasible region and optimal solution.Master Thesis A generative urban configuration model: Optimization of sky view factor and open spaces / Üretken kentsel form modeli: Gökyüzü görüş faktörü ve açık alan optimizasyonu(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ELİF HAZAL OKURKentsel morfoloji, kentsel iklim, dolayısıyla küresel iklim değişikliği üzerinde önemli bir role ve etkiye sahiptir. Bir kentsel alanda, kentsel arazi kullanımı, yapı yoğunluğu, açık alanlar ve yapı kütleleri ile kentsel boşluklar arasındaki düzenleme kentsel dokuyu belirlemektedir. Yüksek yapı yoğunluğuna sahip kentsel alanlar, arzu edilmeyen kentsel ısı adalarının (KIA) oluşmasına sebep olur. Kentsel ısı adası etkilerinden kaçınmak veya bu etkileri en aza indirmek için, kentsel dokuyu şekillendiren kentsel tasarım kararları alınırken hiç olmadığı kadar dikkatli düşünülmelidir. Kentsel ısı adası etkilerinin en aza indirilmesi ve binalarda enerji verimliliğinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Ancak, enerji verimliliğini bina ölçeğinde sağlamaya çalışmadan önce, kentsel form üzerinde yapılacak değişikliklerle kentsel ısı adası yoğumluğunu minimize etmek mümkündür. Bu çalışma, kent morfolojisinden etkilenen ve kentsel ısı adası yoğunluğunu hesaplamada kullanılan gökyüzü görme faktörünü kullanarak hesaplamalı tasarım yöntemi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Hesaplamalı yöntemler sayesinde, tasarımcılar tasarımlarının ne tür sonuçlar doğurabileceğini önceden görebilme şansına sahiptirler. Bu çalışma, tasarım sürecinde oldukça zorlayıcı olan karar verme aşamasında, tasarımcılara sürdürülebilirlik yönünden bir bakış açısı kazandırmayı amaçlayan bir hesaplamalı tasarım modeli oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında geliştirilecek olan model, modelde kullanılacak tasarım kriterlerinin belirlenmesi, gökyüzünü görme faktörü ve Anahtar Kelimeler: kentsel tasarım, hesaplamalı tasarım yöntemi, kentsel ısı adası, gökyüzü görüş faktörü, üretken model Urban morphology has a significant role and a considerable impact on urban climate, thus on global climate change. Urban land use, building density, the presence of open spaces, and the arrangement between building masses and urban voids in an urban area identify the urban fabric. The high-density urban areas generate an urban heat island (UHI) effect that is not desired. To avoid or minimize UHI effects, the urban design decisions that shape urban fabric have to be thought out more carefully than ever before. It is vital to minimize UHI effects and provide energy efficiency for the buildings. But before considering energy efficiency on a building scale, it is possible to minimize the urban heat island intensity just with the changes to be applied to the urban form. This study aims to develop a computational model by using the Sky View Factor (SVF) value which is used to calculate the urban heat island intensity and works with it reciprocally. The Sky view Factor also is affected by urban morphology. At the end of the study, it is expected to achieve a tool to assist in deciding the design criteria early in the design process. Due to the computational methods, designers have a chance to see in advance what kind of outcomes their designs will be. Therefore, this study focuses on creating a computational design method that will be able to provide a sustainable perspective to urban planners and architects in the challenging design decision-making process. The model developed in this study is based on the selection of design criteria to be used on the model, mathematical definition of SVF and UHI intensity calculation, and optimization process. Keywords: urban design, computational design, urban heat island, sky view factor, generative modelMaster Thesis A hybrid genetic algorithm proposal for the team formation problem / Sosyal ağ varlığında takım oluşturma problemine bir hibrit genetik algoritma önerisi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ŞEYDA MELİS TÜRKKAHRAMANBirçok sektördeki faaliyetler daha karmaşık hale gelirken, takımlar, birden fazla beceri ve kavrayış gerektiren görevleri yerine getirmede belirgin bir şekilde baskın olmaya başlamıştır. Bu durum bir işi bir arada yürütebilecek ve yeterli düzeyde bağlılığa sahip kişilerin bir araya toplanmasını kapsayan sosyal ağ varlığında takım oluşturma probleminin literatürde yer almasına sebep olmuştur. Şimdiye dek takım oluşturma probleminin NP-hard karmaşıklık sınıfında olması nedeniyle, bazı kesin yöntemlerin yanı sıra, farklı sezgisel yöntemler de denenmiştir. Bu çalışmada, biri problemden bağımsız ve diğeri probleme özgü bilgiler kullanan iki yerel arama algoritması ile melezleştirilmiş bir genetik algoritma olan takım oluşturucu hibrit genetik algoritma (TFHGA) önerilmiştir. Bu şekilde sosyal ağ varlığında takım oluşturma problemini çözmek için klasik genetik algoritmanın tüm arama uzayını keşfetme gücü ile yerel arama algoritmalarının arama uzayındaki sınırlı bölgeleri inceleme gücü birleştirilmiştir. Ayrıca yeni bir olurlu çözüm üreteci ve probleme özgü mutasyon operatörü tasarlanarak önerilen algoritmada kullanılmıştır. Deneysel çalışma olarak, önerilen algoritma, takım oluşturma problemi için literatürde yaygınca kullanılan bir veri seti ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar takım oluşturucu hibrit genetik algoritmanın etkinliğini doğrulamaktadır. While activities in numerous sectors became more complex, teams prominently started to predominate in performing the tasks requiring multiple skills and perspicacity. When it is the case, the team formation problem has been discussed in the literature as a problem that involves huddling people who can carry out a task together and have a sufficient level of cohesion. Up to the present, several heuristic methods have experimented on the team formation problem considering the social network besides some exact methods due to its complexity class being NP-hard. In this study, we propose the team-forming hybrid genetic algorithm (TFHGA) which is a genetic algorithm hybridized with two local search algorithms, where one of them uses some problem-specific information while the other is problem-independent. In this way, we combine the strength of the classic genetic algorithm in exploring the whole search space with the power of local search algorithms in exploiting a limited portion of the search space to solve the team formation problem in the presence of a social network. A feasible solution generator and problem-specific mutation operator are also designed and employed in the proposed algorithm. As the experimental work, the proposed algorithm is tested with a dataset commonly used in the literature for the team formation problem. Obtained results validate the efficiency of the team-forming hybrid genetic algorithm.Master Thesis A hybrid model for the assessment of ergonomic risk factors in logistics industry / Lojistik sektöründeki ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi için hibrit model(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2021) ÇİSEM LAFCIGelişen teknolojinin getirdiği sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilmek için şirketler hızlı makineleşmeye gittiler. Bu yoğun makineleşmenin bir sonucu olarak lojistik sektörü bu gelişmelerden etkilenmiş ve değişen dünyaya ayak uydurmak için bu son gelişmeleri yakından takip etmiştir. Ancak bu hızlı makineleşme sürecinde dağıtım faaliyetleri ivme kazanmış, çalışanların içinde bulunduğu ortam kısaca insan fizyolojisi ve birçok ergonomik risk faktörü bu dönemde yöneticiler tarafından ihmal edilmiştir. Bu çalışma, lojistik sektöründeki ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi için hibrit bir model yürüterek ergonomik bir müdahale sunmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, ergonomik risk faktörlerini ortadan kaldıracak sorunları tespit etmek amacıyla çalışma için işçi tutumlarına, çalışma davranışlarına, çalışanın duruşlarına ve işyeri koşullarına bağlı olarak hibrit bir model oluşturulmuştur. Araştırma sonuçları, A Şirketi için işe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının ana nedenlerinin, tekrarlayan ve sürekli garip duruşlar, aşırı uzanma mesafesi, zaman içinde statik duruşlar ve hareketli mesafe olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda ergonomik müdahalelerin sunumunda reaktif ve proaktif yaklaşımlar kullanılmıştır. In order to adapt to the ever-changing conditions brought by the developing technology, companies have gone to rapid mechanization. As a result of this intense mechanization, the logistics sector was affected by these developments and followed these recent advancements closely to keep pace with the changing world. However, in this rapid mechanization process, distribution activities gather momentum, the environment in which the workers are located briefly human physiology and many ergonomic risk factors were neglected by the managers within this period. This study aims to present an ergonomic intervention by conducting a hybrid model for the assessment of ergonomic risk factors in the logistic industry. Therefore, a hybrid model has been built for the study depending on worker attitudes, working behaviors, postures of the worker, and workplace conditions in order to detect problems to eliminate ergonomic risk factors. The research results indicate that repetitive-sustained awkward postures, extreme reaching distance, static postures over time, and moving distance are the main causes of the Work-related Musculoskeletal Disorders (WMSDs) for Company A. In this context, reactive and proactive approaches have been used for the presentation of the ergonomic interventions.Master Thesis A machine learning application for transaction picking in a tier-to-tier SBS/RS / Kattan kata yolculuk eden SBS/RS'te işlem seçimi için bir makine öğrenmesi uygulaması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2021) BARTU ARSLANE-ticaretin son zamanlarda büyümesiyle, sipariş profilleri daha küçük miktarlarda ve daha hızlı teslimat süreleri olacak şekilde değişti. Bu değişiklik, şirketlerin depo operasyonlarında hızlı işlem işleme otomasyon teknolojileri aramasına sebep oldu. Mekik tabanlı depolama ve çekme sistemi (SBS/RS), yüksek işlem miktarlarını işleme yeteneği nedeniyle çoğunlukla büyük dağıtım merkezlerinde kullanılan otomatik bir depo teknolojisidir. Bu sistemin avantajı, sistemdeki fazla sayıda mekik ile yüksek işlem miktarlarını işleme kabiliyeti iken, dezavantajı mekiklerin ortalama kullanımının, sistemdeki asansör mekanizmalarına göre çok düşük olmasıdır. Bir koridorun her katına özel bir mekik atandığından, bu sistem aynı zamanda literatürde sabit katlı SBS/RS olarak da anılır. Mekiklerin ve asansörlerin kullanım seviyelerini dengelemek amacıyla, kattan kata yolculuk eden SBS/RS olarak adlandırılan yeni bir tasarım tanıtıldı. Bu tasarımda, sistemde mekiklerin sayısı azalmıştır. Özellikle taşınmaları için ayrılmış ayrı bir asansör mekanizması kullanılarak katlar arasında hareket etmelerine izin verilir. Bu yeni tasarım yalnızca asansörleri ve mekikleri dengelemekle kalmaz, aynı zamanda servis araçlarının sayısının azalmasıyla sistemin ilk yatırım maliyetini de düşürür. Bununla birlikte, bu avantajlar bir dezavantaja dönüşür. Sistemdeki performans ölçütü olan işlem başına ortalama döngü süresinin artmasına neden olur. Bu tezde, işlem başına ortalama döngü süresini azaltmaya katkıda bulunmak amacıyla, sistemde akıllı işlem işleme için bir makine öğrenimi metodolojisi uyguluyoruz. Spesifik olarak, servis araçlarının işlem seçimi için Pekiştirmeli Öğrenme ve Derin Pekiştirmeli Öğrenme yöntemlerini uyguluyoruz. Önerilen yaklaşım, iyi bilinen İlk-Giren-İlk-Çıkar (FIFO) ve En Kısa İşlem Süresi (SPT) seçim kuralları ile karşılaştırılır. Sonuçlar, önerilen metotların her iki kuralı da önemli ölçüde aştığını göstermektedir. With the recent growth of e-commerce, the order profiles have shifted towards smaller quantities with faster delivery time requests of customers. This change has led to companies seek for fast transaction processing automation technologies in operations of warehouses. Shuttle-based storage and retrieval system (SBS/RS) is an automated warehousing technology mostly utilized in large distribution centers because of its capability of processing high transaction rate. While the advantage of this system is its capability of processing high transaction rate by the excess numbers of shuttles in the system, a disadvantage is that the average utilization of shuttles is very low, compared to the lifting mechanisms in the system. Since a dedicated shuttle is assigned at each tier of an aisle, this system is also referred as tier-captive SBS/RS in literature. In an effort to balance the utilization levels of shuttles and lifts, a novel design referred as tier-to-tier SBS/RS is introduced. In that design, there is decreased number of shuttles in the system so that they are allowed to travel between tiers by using a separate lifting mechanism specifically dedicated for travel of them. This novel design not only balances the service lifts and shuttles, but also decreases the initial investment cost for the system by the decreased number of shuttles. However, those advantages cause a disadvantage, that is increased average cycle time per transaction performance metric in the system. In this thesis, in an effort to contribute on decreasing average cycle time per transaction performance metric, we apply a machine learning methodology for smart transaction processing in the system. Specifically, we apply Reinforcement Learning and Deep Reinforcement Learning methods for transaction selection of shuttles. The proposed approaches are compared with well-known First-in-First-out (FIFO) and Shortest Process Time (SPT) selection rules. The results show that the proposed approaches outperform both FIFO and SPT rules, significantly.Master Thesis A novel kinetic solar shading system based on deployable scissor linkages / Yayılabilir makas mekanizmalar ile üretilmiş yeni bir kinetik güneş kırıcı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) NAZLI HİLAL SARISAYINSon yıllarda, inşaat teknolojisi, mekatronik ve malzeme bilimindeki gelişmelere paralel olarak kinetik yapı bileşenlerine, strüktür ve cephe sistemlerine olan talep artmaktadır. Kinetik cephe sistemleri, konvansiyonel cephe sistemlerine göre enerji ve günışığı performansını iyileştirdiği, yapay aydınlatma ve HVAC sistemleri gibi mekanik sistemlere olan ihtiyacı azalttığı, bina kullanıcılarının konfor ve estetiğine katkı sağladığı için tercih edilmektedir. Bu çalışma, yayılabilir makas mekanizmalar kullanılarak yeni bir kinetik güneş kırıcı sistemi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu yeni güneş kırıcı sisteminin mevcut örneklerden farkı ve yeniliği, ana geometrisini oluştururken literatürdeki çalışmalarda kullanılmamış olan hibrit döngü birleşimini kullanmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmada öncelikle literatürdeki mevcut kinetik güneş kırıcı örnekleri sistematik olarak analiz edilmiştir. İkinci olarak, düzlemsel makas mekanizmaların temel tasarım yöntemleri olan birim-tabanlı ve döngü-tabanlı yöntemler tanıtılmıştır. Ardından, hibrit döngü birleşimi yöntemi kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Daha sonra, önerilen kinetik güneş kırıcı sistemin kinematik özellikleri, yapım detayları, çeşitleri ve dijital üretim süreleri detaylı olarak anlatılmıştır. Son olarak, önerilen güneş kırıcı sisteminin çevresel performansını test etmek için gün ışığı analizi yapılmıştır. For a few decades, the demand for kinetic building components, structures, and façades has increased in parallel with developments in construction technology, mechatronics, and materials science. Kinetic façade systems are preferred because they improve energy and daylight performance compared to conventional façade systems, reduce the need for mechanical systems such as artificial lighting and HVAC systems, and contribute to the building users' comfort and aesthetics. This study aims to develop a novel kinetic solar shading system based on deployable scissor linkages. The novelty of this shading system comes from the hybrid loop assemblies, which have not been studied in previous studies. First, various classifications and existing examples of kinetic solar shading devices in the literature have been systematically analyzed to reach this aim. Second, basic design methodologies of the planar scissor linkages have been introduced as unit-based and loop-based methods. Then, hybrid loop assemblies have been thoroughly investigated. Afterward, the proposed kinetic solar shading system's kinematic properties, construction details, types, and digital fabrication process have been particularly explained. Finally, daylight analysis has been performed to test the environmental performance of the proposed solar shading device.Master Thesis A novel power consumption model for cloud resource scheduling problem / Bulut çizelgelme problemi için yeni bir güç tüketimi modeli(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) ALPER KIZILBulut bilişim, hesaplama gücü, grafik hesaplama gücü, depolama, bant genişliği, veri tabanı ve yazılım hizmetleri gibi bilgi işlem kaynaklarının dinamik olarak internet üzerinden kullanıcılara sunulmasıdır ve hem büyük hem de küçük şirketler ile geliştiriciler için maliyet tasarrufu, uygulamalarda esneklik ve ölçeklenebilirlik, kolay erişilebilirlik, güvenilirlik ve kolay afet kurtarma gibi pek çok avantaj sağlar. Öngörülebilir gelecekte, bulut bilişime olan talebin artacağı açıktır. Bulut veri merkezleri, tasarımlarının gereği olarak, önemli miktarda enerji tüketirler. Dolayısıyla, küçük tasarruflar bile daha büyük ölçekte önemli enerji tasarrufuna yol açabilir. Karbon nötr ve yeşil bilişimin giderek daha önemli hale gelmesiyle, bulut bilişimdeki en önemli sorunlardan biri olan ve NP Zor Problemi olduğu kanıtlanmış bulut kaynak planlaması, teorik olarak sınırsız sayıda kullanıcıya hizmet verebilecek sınırlı sayıda bulut kaynağı için en iyi çözümü bulmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, farklı CPU mimarileri için güç tüketimi verilerini deneysel olarak toplanmış, bu deneysel verilerle yeni ve özgün bir güç modeli önerilmiştir. Ayrıca, Bulut Kaynak Planlama sorununda önemli iki metrik, toplam tamamlanma süresi ve güç tüketimi, farklı homojen ve heterojen veri merkezi senaryolarında farklı deterministik, sezgisel ve meta sezgisel tek amaçlı algoritmalar kullanılarak olası bir denge araştırılmıştır. Sonuçlar, belirli senaryolarda iki hedef arasında açık bir ödünleşim olduğunu göstermektedir. Bu senaryolar için, çok amaçlı ve tek amaçlı algoritmalar arasında bir karşılaştırma yapılmış ve ortak bir Pareto kümesi bulunmuştur. Cloud computing is the dynamic allocation of computational resources like compute power, graphics compute power, storage, bandwidth, database, and software services over the internet to the paying users and allows numerous benefits for both large and small companies as well as developers such as cost savings, flexibility and scalability in applications, easy-accessibility and convenient collaboration as well as reliability and easy disaster recovery. In the foreseeable future, it is clear that the demand for cloud computing will increase. Cloud data centres are, by their very design, substantial consumers of energy. Consequently, even minor savings can lead to substantial energy conservation on a larger scale. With carbon neutral and green computing becoming more and more prominent, one of the most critical problems in cloud computing is cloud resource scheduling, which is proven to be an NP-Hard Problem that aims to find the best solution for the limited number of cloud resources that can serve a potentially infinite number of users. This study collects power consumption data for different CPU architectures empirically and proposes a new novel power model based on this experimental data. Furthermore, two prominent metrics in the Resource Scheduling problem, mainly makespan and power consumption, are investigated for a possible trade-off in different homogenous and heterogenous datacenter scenarios using deterministic, heuristic and metaheuristic single objective algorithms. Results show a clear trade-off between the two objectives in specific scenarios. For these scenarios, a comparison between multi–objective and single-objective algorithms is made, and a common Pareto front is found.Master Thesis A novel scenario-based robust solution approach to the problem of scheduling and routing of automated guided vehicles (AGVs) in a production environment / Üretim ortamındaki otomatik yönlendirilmeli araçların (AGVs) çizelgeleme ve rotalama problemi için yeni bir senaryo temelli gürbüz çözüm yöntemi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) SELEN BURÇAK AKKAYAOtomatik Yönlendirmeli Araçların (AGV'ler) malzeme taşıma amacıyla kullanımı giderek daha popüler hale gelmiştir. Hızlı ulaşım sağlamaları, görevlere hızlıca atanabilmeleri ve nakliye kapasitesini arttırmalarının yanı sıra üretkenlik, güvenlik, kaynakların kullanım verimini arttırarak ve maliyetleri azaltarak, sisteme esneklik kazandırmaktadırlar. Bu faydaların elde edilebilmesi için AGV'lerin işlere sistematik bir şekilde atanması ve AGV'lerin üretim planlarını karşılayacak şekilde rotalanması ve çizelgelenmesi gerekir. Bu tez, bir atölye üretim ortamında istasyonlar arası taşıma işlerini sağlamak amacıyla kullanılan, kullanım amacına, taşıma ve pil şarj kapasitesine göre farklı tiplerden oluşan heterojen bir AGV filosunun çizelgeleme ve rotalama problemini incelemektedir. Amaç, siparişlere ait taşıma işlerinin geç teslimine atanan ceza maliyetini ve araçların enerji tüketimini en aza indireren gürbüz bir atama ve AGV'lere ait gürbüz rotaları ve çizelgeleri bulmaktır. Bunun amaçla bu tez, heterojen bir AGV filosu için bu kararların yanı sıra şarj planı ve enerji tüketimini de gözeten, senaryo tabanlı yeni bir gürbüz karma tamsayılı doğrusal programlama modeli önerilerek literatüre katkıda bulunmaktadır. Önerilen model öncelikle, IBM OPL CPLEX kullanılarak bir test senaryosu ile doğrulanmıştır. Yapılan deney tasarımı ile önerilen modelin performansı ve belirli parametrelerin model üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Use of Automated Guided Vehicles (AGVs) for material handling purposes has become increasingly popular. They introduce flexibility to the system by increasing speed, responsiveness, and freight capacity as well as enabling increased productivity, safety, efficient resource utilization and reducing costs. These advantages can be realized by intelligent assignment of AGVs to jobs, and routing of AGVs to help meet production plans. This thesis investigates the problem of scheduling and routing of a heterogenous fleet of AGVs, consisting of different types based on purpose of use, freight, and battery charge capacity used for handling transfer jobs in a job shop production environment. The objective is to optimize the schedules and routes of AGVs by minimizing total of the penalty cost for the late delivery of parts and energy consumption of the vehicles. In doing so, the thesis contributes to the literature by proposing a novel, scenario based robust mixed integer linear programming model for a heterogenous fleet of AGVs along with charging and energy consumption where partial recharging is allowed. Proposed model is first verified with a test case. Through design of experiment, performance of the model and how certain parameters affect the performance of the model is also investigated and results are reported.Master Thesis A predictive controller for efficient operations of HVAC systems in commercial buildings: Algorithm development and field application / Ticari binalarda HVAC sistemlerinin verimli çalışması için öngörülü bir kontrolör tasarlanması: Algoritma geliştirme ve saha uygulaması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ALİ SELEKKüresel ısınma ve enerji güvenliği konuları enerjiyi dönüştürme, iletme ve kullanma yöntemlerimizde değişiklik yapmayı zorunlu kılmaktadır. Binalar, genel enerji kullanımı açısından üst sıralardadır. İnsanlar zamanlarının çoğunu binaların içinde geçirmekte; bu sebeple, binaların doğru bir şekilde yönetilmesi konfor, sağlık ve üretkenlik açısından kritik önem taşımaktadır. Isıtma-havalandırma-iklimlendirme sistemlerinin yükü (HVAC) binalarda kullanılan enerjinin yaklaşık %40'ına tekabül etmektedir. Bu sebeple, HVAC sistemlerinin doğru ve etkili yönetimi enerji verimliliği ve ısıl konfor açısından büyük önem taşımaktadır. Daha yeni ve gelişmiş ekipmanların kurulumu ile bu konuda iyileştirme yapmak Teknik veya ekoomic sebeplerden ötürü her zaman mümkün olmayabilir. Bu surumda, gelişmiş control tekniklerinden yararlanarak mevcut altyapı daha iyi işletilmelidir. Bu tezde, bir HVAC sisteminin en iyi şekilde işletilmesi için öngörülü bir kontrol (MPC) tekniği geliştirilmiş, sahada uygulanmış ve test edilmiştir. Geliştirilen kontrol algoritması Python dilinde yazılarak sahada HVAC kontrolünü sağlayan gömülü sistem kartına entegre edilmiştir. Bu öngörülü kontrolörün performansı endüstride yaygın olarak kullanılan PID kontrolör ile karşılaştırmalı olarak test edilmiştir. Test sonuçları, MPC kontrolörün referans sıcaklık takibi ve enerji tüketimi açılarından PID kontrolöre göre üstün olduğunu göstermektedir. The global warming and energy security issues require a change in the way we generate, transfer and utilize energy. Buildings are among the largest overall energy consumers. People spend most of their time in buildings and therefore proper management of buildings are crucial for comfort, health and productivity. In buildings, heating, ventilation and air conditioning (HVAC) systems account for, on average, 40% of the overall energy use. Thus, proper and effective operation of HVAC systems is very important for energy efficiency and thermal comfort. Addressing this problem by merely installing new sophisticated equipment may not be feasible due to economic and technical reasons. In this case, advanced control techniques should be utilized to better operate existing infrastructure. In this thesis, a predictive control technique (MPC) to optimally operate an HVAC unit is developed, implemented and tested in real-world environment. The control algorithm is implemented in Python and integrated into the embedded system that controls the HVAC unit. The performance of the predictive controller is compared against a PID controller, which is a commonly preferred method in the industry. Test results show that the MPC controller presented in this thesis outperforms PID in terms of reference tracking and energy consumption.Master Thesis A spatial analysis of 'The Hobbit' within the framework of fantastic literature and cinema / 'Hobbit'in fantastik edebiyat ve sinema çerçevesinde mekânsal bir analizi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) YASEMİN MISIRLIFantastik tür; gerçeklikten bağımsız, hayal gücüne dayalı bir oyun alanı sunuyor oluşuyla bu alandaki en verimli türlerden biri olarak öne çıkar. J.R.R. Tolkien, dünya kurma yaklaşımıyla mimari ve mekânsal anlatıların varlığına önemli bir katkı sağlayarak bu türün önde gelen isimlerinden biri olmuştur. Bu tezin odak noktası, fantastik edebiyatın önde gelen eserlerinden biri olan Tolkien'in Hobbit (The Hobbit) adlı romanı üzerine yapılan bir örnek alan çalışmasıdır. Bu çalışma, özellikle fantastik tür bağlamında, mimarlık ile çeşitli sanat formları arasındaki disiplinler arası ilişkiyi ve bu ilişkinin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. J.R.R. Tolkien'in Hobbit eserinin, özgün edebi formu, grafik roman uyarlaması ve film üçlemesi üzerinden incelenerek, mimarlık, içmimarlık ve mekânsal anlatıların farklı medyalar üzerindeki evrimsel yapısının ve etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Sonuç olarak, Hobbit'in farklı uyarlamaları üzerinden yapılan bu inceleme, fantastik türde mekânsal anlatıların kalıcı etkisini vurgulamakta ve bu unsurların hikâye anlatımındaki önemini göstermektedir. Bulgular, mimarlığın ve içmimarlığın sürükleyici kurgusal dünyaların yaratılmasındaki önemli katkılarını, yalnızca anlatının ilerleyişini değil, genel mekân deneyimini de şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. The fantasy genre stands out as one of the most productive genres offering a playground independent of reality and based on imagination. J.R.R. Tolkien, with his world-building approach, has made significant contributions to the existence of architectural and spatial narratives, becoming one of the leading figures in this genre. The focus of this thesis is a case study on Tolkien's novel The Hobbit, one of the prominent works of fantasy literature. This study aims to highlight the interdisciplinary relationship between architecture, interiors and various art forms, especially within the context of the fantasy genre, and to emphasize the importance of this relationship. By examining J.R.R. Tolkien's The Hobbit through its original literary form, graphic novel adaptation, and film trilogy, the goal is to uncover the evolutionary structure and impact of architectural and spatial narratives across different media. Consequently, this analysis of the various adaptations of The Hobbit underscores the enduring influence of spatial narratives in the fantasy genre and demonstrates the importance of these elements in storytelling. The findings reveal that architecture and interiors significantly contribute to the creation of immersive fictional worlds, shaping not only the progression of the narrative but also the overall spatial experience.Master Thesis A study on modeling and solution methods of resource constrained project scheduling problems / Kaynak kisitli proje çizelgeleme problemlerinin modellenmesi ve çözüm yöntemleri üzerine çalişma(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) GÜLER ÖZTÜRK GÖRGÜLÜSınırlı kaynaklarla projelerin etkin yönetimi ve zamanlanması, günümüzün rekabetçi ortamında, organizasyonların projeleri zamanında, bütçe dahilinde ve kaynakları en iyi şekilde kullanarak teslim etme baskısı altında giderek daha kritik hale gelmiştir. Kaynak Kısıtlı Proje Zamanlama Problemi (RCPSP), bu zorlukların üstesinden gelmek için güçlü bir çerçeve sunar. Bu tez, mevcut RCPSP literatüründe belirlenen önemli boşlukları doldurmayı, özellikle sürekli zaman matematiksel modellerinin uygulanmasıyla ilgili eksiklikleri gidermeyi amaçlamaktadır. Kapsamlı bir literatür incelemesi, özellikle Çok Modlu Kaynak Kısıtlı Proje Zamanlama Problemleri (MRCPSP) için sürekli zaman yaklaşımlarını kullanan çalışmaların dikkate değer bir şekilde az olduğunu ortaya koymuştur. Bu boşluğu gidermek için, yenilikçi bir sürekli zaman matematiksel modeli geliştirilmiş ve bu model, kıyaslama problemleri kullanılarak doğrulanmıştır. Sonuçlar, modelin karmaşık çizelgeleme senaryolarındaki etkinliğini göstermekte ve ayrık zaman modellerine ve literatürdeki diğer sürekli zaman temelli modellere göre daha esnek ve ölçeklenebilir bir alternatif sunduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, tez geleneksel yaklaşımların ötesine geçen çözüm yöntemlerini de araştırmakta ve bu çalışmalar, özgün bir sezgisel çözüm yöntemi geliştirilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu yöntem, hesaplama verimliliğini önemli ölçüde artırırken etkili çözümler sunmaktadır. Ayrıca, mevcut veri setlerinin sınırlamalarını gidermek için yeni bir kıyaslama problem kütüphanesi oluşturulmuştur ve bu kütüphane, gelecekteki RCPSP ve ilgili alanlardaki araştırmalar için değerli bir kaynak sağlamaktadır. Effective management and scheduling of projects with limited resources has become critical in today's competitive environment, where organizations face pressures to deliver projects on time, within budget, and with optimal resource utilization. The Resource-Constrained Project Scheduling Problem (RCPSP) offers a powerful framework to address these challenges. This thesis aims to fill key gaps identified in the existing RCPSP literature, particularly regarding the application of continuous-time mathematical models. A comprehensive literature review revealed a notable scarcity of studies employing continuous-time approaches, especially for Multi-Mode Resource-Constrained Project Scheduling Problems (MRCPSPs). To address this gap, a novel continuous-time mathematical model was developed and validated using benchmark problems. The results demonstrate its effectiveness in handling complex scheduling scenarios, offering a more flexible and scalable alternative to traditional discrete-time models and other continuous-time-based models in the literature. Additionally, the thesis explores solution methods that extend beyond conventional approaches, culminating in the development of an original heuristic solution method. This method significantly enhances computational efficiency while providing effective solutions. Furthermore, a new benchmark problem library was created to address the limitations of existing datasets, providing a valuable resource for future research in RCPSP and related fields.Master Thesis A study on SIMD parallelization in elliptic curve cryptography / Eliptik eğri kriptografisinde SIMD paralelizasyonu üzerine bir çalışma(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2023) NURİ FURKAN PALAEliptik eğrilerin kriptografi ve kriptanaliz için büyük önemi vardır. Eliptik eğrilerdeki grup yasası nedeniyle eliptik eğri üzerindeki noktalar üzerinden özel bir toplama, dolayısıyla skaler çarpım yapılabilir. Hatta Montgomery merdiveni gibi skaler çarpma işlemini hızlandırmak için bazı yöntemler de vardır. Bu aritmetik hesaplamaların basit olmasına karşın çarpılan bir koordinatı çarpanlarına ayırmak zorlu bir problemdir. Kriptografi mühendisleri bu problemin zorluğuna güvenirler ve buna göre kriptografik algoritmalar geliştirirler. Kısa Weierstrass, Montgomery, Edwards ve Hessian eğrileri gibi birçok eliptik eğri eliptik eğri kriptografisinde kullanılabilir. Geliştirilen uygulamalara bağlı olarak aralarında avantaj ve dezavantajlar vardır. Bu tezde, isteğe bağlı özellikler alanı üzerinde tanımlanan tüm eliptik eğriler için tek koordinatlı toplama formüllerinin tüm istisnai durumların nasıl ele alınacağı gösterilmiştir. Bunlara dayanarak, bu tez, Brier ve Joye'nin ikiye katlama ve toplama formüllerini kullanarak tüm istisnaları verimli bir şekilde ele alarak kısa Weierstrass eliptik eğrileri üzerinde 4-yollu paralel ve SIMD uyumlu bir Montgomery merdiveni uygulaması sunar. Ayrıca, bu tez Montgomery merdiveni için biri 25519 asalı özelinde ve diğeri daha genel olmak üzere iki uygulama da sunulmuştur. There is great importance of elliptic curves for cryptography and cryptanalysis. Because of the group law on elliptic curves, a special addition, hence scalar multiplication, can be done over the points on the elliptic curve. Even there are some methods to accelerate the speed of scalar multiplication, such as the Montgomery ladder. These arithmetic calculations are straightforward; factoring the multiplied coordinate is a challenging problem. Cryptographic engineers rely on this difficulty of the problem and develop cryptographic algorithms. Multiple elliptic curves are suitable for use in elliptic curve cryptography, such as short Weierstrass, Montgomery, Edwards, and Hessian curves. There are advantages and disadvantages among them, depending on implementations. In this thesis, the single-coordinate addition formulas for all elliptic curves defined over a field of arbitrary characteristics have been shown how to handle all exceptional cases. Based on these, this thesis presents a 4-way parallel and SIMD-friendly Montgomery ladder step on the short Weierstrass form of elliptic curves using Brier and Joye's doubling and addition formulas by handling all exceptions efficiently. Furthermore, this thesis presents two implementations for the Montgomery ladder, one is 25519-prime specific, and the other one is more generic.

