Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://gcris.yasar.edu.tr/handle/123456789/13678
Browse
Browsing Yüksek Lisans Tezleri by Publisher "Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS"
Now showing 1 - 20 of 369
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 2014-2024 yılları arasındaki seramik sofra eşyalarında görülen tasarım trendleri / Design trends in ceramic tableware between 2014-2024(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2025) GÖZDE ECEM ATICISeramik sofra eşyaları, seri üretime geçildikten sonra estetik özellikleri kaybetmiş; Arts & Crafts, Art Nouveu, Bauhaus gibi hareketlerin ortaya atılmasıyla da yeniden anlam kazanmıştır. Bu süreçte yaşanan büyük değişimler, endüstriyel tasarım disiplininin oluşmasına katkı sağlamış ve endüstriyel tasarımcı, üretici firmalar ile tüketiciler arasında köprü rolü üstlenmiştir. Hem firmaların kazanç sağlayabileceği hem de tüketicilerin tercih edebileceği tasarımlar oluşturmak adına, tasarımcılar trend araştırmalarına yönelmişlerdir. Seramik sofra eşyaları sektöründe son yıllarda tasarım trendlerinin değişme ve oluşma hızı artmış olup, günümüzde pek çok trend aktif olarak var olmaktadır. Bu araştırma, var olan trendlerin belirlenmesi ve estetik değişimlerin açıklanması adına 2014-2024 yılları arasında varlığını sürdüren orta ve büyük ölçekli tasarım trendlerini araştırmıştır. Tasarım trendleri bu araştırma kapsamında, sanatsal etkiler, klasik ve modern tasarımlar, kültürel özellik taşıyan seramikler, doğadan esinlenilen ürünler, rustik tasarımlar ve kişiselleştirme trendi olmak üzere altı ana başlık altında toplanmış ve büyük seramik firmalarının yemek takımı tasarımları üzerinden değerlendirilmiştir. Ceramic tableware experienced a loss of aesthetic value following its transition to mass production; however, these values were regained with the emergence of movements such as Arts & Crafts, Art Nouveau, and Bauhaus. The major changes that occurred during this period played a crucial role in the development of the industrial design field. Industrial designers became a bridge between manufacturers and consumers, tasked with developing designs that simultaneously meet corporate profitability goals and align with consumer preferences, leading them to trend research. In the ceramic tableware industry, the rate of change and formation of design trends has increased in recent years, and many design trends exist today. This research explored the medium and large-scale design trends present between 2014 and 2024, aiming to identify existing trends and explain the aesthetic changes. In this research, design trends are categorized into six primary categories: artistic influences, classical and modern designs, ceramics with cultural characteristics, nature-inspired products, rustic designs and personalisation trend, all evaluated through the dinnerware designs of major ceramic companies.Master Thesis 6331 sayılı kanun uyarınca işverenin yükümlülükleri ve işçinin çalışmaktan kaçınma hakkı /(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2025) AYSU EKİN ÖZÇELİK; Özçelik, Aysu Ekin; Odaman, SerkanÇalışmamızın konusunu, 20.06.2012'de kabul edilen ve aşamalı olarak hayata geçirilen 6331 sayılı İSGK'de düzenlenen isg konusunda işverenin yükümlülükleri ve işçinin çalışmaktan kaçınma hakkı oluşturmaktadır. Çalışmamızda "İK", "TBK", "SSGSSK", diğer mevzuat hükümleri, yargı kararları göz önüne alınarak inceleme ve değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde giriş başlığına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise isg kavramı üzerinde durulmuş, kavram hem dar anlamıyla hem de geniş anlamıyla açıklanmıştır. İsg'nin dayanağını oluşturan ulusal ve uluslararası kaynaklar incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde isg'nin sağlanması için işverenin yükümlülükleri açıklanmış olup çalışanın yükümlülükleri ve çalışanın haklarına da başlık içerisinde yer verilmiştir. Konu hakkında açıklamalar yapılırken 6331 sayılı kanunla getirilen değişiklikler ve öğretide ifade edilen farklı görüşler paylaşılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise çalışmaktan kaçınma hakkı ele alınmıştır. Bu başlıkta çalışmaktan kaçınma hakkının hukuki niteliğine ilişkin görüşler, hakkın kullanılma koşulları ve hakkın kullanılmasının sonuçları açıklanmıştır. Çalışmamızda 6331 sayılı Kanun maddeleri üzerinde inceleme yapılmış ve bazı bölümlerde çalışanlar hakkında açıklamalar yapılmışsa da konunun kapsamı genel itibariyle işçiler ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmamızda 6331 sayılı Kanun uyarınca değerlendirmeler yapılırken "çalışan" "İK" ve "TBK" kapsamında değerlendirmeler yapılırken "işçi" ifadesine yer verilmiştir. The focus of this study encompasses two main topics: the employer's obligations and the employee's right to abstain from work regarding OHS, as regulated under the OHS Law No. 6331, adopted on June 20, 2012, and gradually put into effect. In this study, an analysis and evaluation have been carried out by considering the "LL", the "Turkish CO", the "SIGHIL", other legislative provisions, and judicial decisions. The first chapter of this study includes the introduction section. The second chapter focuses on the concept of OHS, where the concept is explained in both its narrow and broad senses. The national and international sources forming the basis of OHS are examined. The third chapter explains the obligations of employers to ensure OHS. Furthermore, the responsibilities and rights of employees are also dwelt on under this heading. While providing explanations on the subject, the amendments introduced by Law No. 6331 and the differing views expressed in the literature are shared. The final section of this study addresses the right to abstain from work, explaining the opinions on its legal nature, the conditions for its exercise, and the consequences that arise from exercising it. This study anlyzes Law No. 6331, with a focus primarily on workers, despite certain sections providing explanations regarding employees. Moreover, the term "employee" is used within the context of Law No. 6331, while the term "worker" is employed in evaluations based on the "LL" and the "Turkish CO".Master Thesis A comparative study of arima and LSTM for two-days ahead forecasting of electricity demand in İzmir-Manisa region in Turkey / Türkiye İzmir-Manisa bölgesinde elektrik talebinin iki gün sonraki tahmini için arıma ve LSTM karşılaştırılması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) YİĞİT AHMET ARIKÖKElektrik talebini tahmin etmek, enerji altyapılarının yönetimi ve enerji piyasalarından enerji satın alma açısından hayati bir hale gelmiştir. Bu araştırma, Gdz Elektrik Dağıtım şirketinden elde edilen gerçek zaman serisi verilerini kullanarak İzmir ve Manisa bölgelerindeki elektrik talebini tahmin etmeye odaklanmaktadır. Veri seti, Ocak 2020 (COVID sonrası) ile Aralık 2022 tarihleri arasına uzanan günlük toplam enerji tüketim zaman serisini içermektedir. Geleneksel istatistiksel teknik olan ARIMA'yı kullanarak ve performansını Uzun Kısa Vadeli Hafıza ağları (LSTM) ile karşılaştırarak, çalışma hiparaparametrelerin arama alanı üzerinde tahmin doğruluğunu incelemektedir. Sonuçlar, ARIMA'nın verideki açık desenler nedeniyle özellikle hesaplama yoğun LSTM'ye meydan okuyabileceğini göstermektedir. Mevsimsel göstergeleri kullanarak veriyi detrend etmek, ARIMA'nın performansını artırır ve istatistiksel olarak eğilimli uzmanlara bilgi sağlayabilir. Predicting electricity demand has become crucial for management of energy infrastructures and purchasing energy from energy markets. This research focus on on predicting the electric demand in Izmir and Manisa regions, using actual time series data from the Gdz Electric Distribution company. The dataset encompasses daily total energy consumption time series dating from January 2020 (post-COVID) to December 2022. Employing the conventional statistical technique ARIMA and comparing its performance with Long Short-Term Memory networks (LSTM), the study examines forecasting accuracy over a search space of hyperparameters. Results showcases that ARIMA can challenge computationally-intensive LSTM especially due to the evident patterns in data. Detrending the data using seasonal indicators further increases the performance of ARIMA and can provide insights to the statistically-inclined experts.Master Thesis A deep reinforcement learning modelling approach for (s, S) inventory control problem / Envanter yönetimi için derin takviyeli öğrenme yaklaşımı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) GÜRAY KILINÇBu tezde, tek kademeli tedarik zinciri ağında envanter optimizasyonunu yöneten derin takviyeli öğrenme (DRL) ajanlarının performansı incelenmiştir. DRL'de, akıllı ajan, bu ağın toplam kârını en üst düzeye çıkarmak için her bir zaman adımında ne kadar sipariş verileceğini belirlenir. Ayrıca, yeniden sipariş noktası (s) ve en yüksek envanter düzeyi (S) bir algoritma yardımı ile bulunarak statik bir model geliştirilmiştir. Ardından, bir öğrenme ortamında bu seviyelere karar vermek için bir DRL algoritması olan derin Q-Networks (DQN) kullanan bir ajan eğitilmiştir. İki yaklaşım, farklı senaryolar altında karşılaştırılmış ve sonuçlar DRL yaklaşımının statik (s, S) politikasından daha iyi performans gösterdiği gözlemlenmiştir. In this thesis, deep reinforcement learning (DRL) is applied to an inventory control optimization problem in a single-echelon supply chain network. In the DRL approach, intelligent agents determining how much to order in each time step to maximize the total profit of the network is determined. Also, a static model is developed in which the optimal reorder points (s) and the optimal order-up-to levels (S) are calculated by a mathematical model. Later, an agent with deep Q-Networks (DQN) by a DRL algorithm is trained to decide those levels in a learning environment. The two approaches are compared under different scenarios and the results show that the DQN agent outperforms the static (s, S) policy under a stochastic environment.Master Thesis A framework for bus spare parts inventory management in public transportation / Toplu taşımada bir otobüs yedek parça envanter yönetimi çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) İLKER MUTLUEnvanter yönetimi kaynakların doğru kullanılması, faaliyetlerin devamlılığı ve taleplerin karşılanması için firmalar için gereklidir. Özellikle bakım, tamir ve yenileme için kullanılan yedek parçaların hizmet sağlayıcı firmaların hizmetlerinin aksamaması adına ihtiyaç anında hazır bulunması gerekir. Ancak, fazla tutulan stoklar firmanın kaynaklarını yanlış kullanması, diğer yandan eksik tutulan stoklar taleplerin karşılanmaması ve hizmetin aksaması anlamına gelmektedir. Bu yüzden stokları düzgün yönetebilmek firmalar için önemlidir. Bu tezin amacı, doğrudan temin ve ihale olmak üzere iki farklı stok yenileme metoduna sahip otobüslü toplu taşıma hizmeti veren bir firmada, kullanılan yedek parçaların yönetilmesi için bir envanter yönetim çerçevesi oluşturmaktır. Bu amaç için doğrudan temin için (R, s, S), ihale için (n, Q) şirketin doğasına uygun olarak envanter politikaları belirlenmiştir. Yedek parçalar ABC analizi yapılarak önem ve değerine göre sınıflandırılmıştır. Parçaların zaman serine bağlı talep tahmini Holt Winter's algoritması ve yaş faktörü içeren gelişmiş makine öğrenmesi Destek Vektör Regresyonu algoritması ile WEKA programı kullanılarak yapılmıştır. İki talep tahmini yöntemi de talebin yapısını yakalayıp düzgün sonuçlar vermiştir. Son olarak mevcut sistemin ARENA Simülasyon Yazılımı kullanılarak modeli oluşturulmuş politikalar uygulanıp testler ve doğrulamalar yapılmıştır. Yapılan deneylerin sonucunda, önerilen envanter politikasıyla ortalama eksiklik ve elde tutma değerlerinde büyük iyileştirmeler gözlenmiştir. Inventory management is necessary for companies to ensure the correct use of resources, continuity of activities, and meeting demands. Spare parts, especially those used for maintenance, repair, and renewal, must be available when needed to avoid disrupting service providers' services. However, excessive inventory means the company is wasting resources, while understocked stocks mean unmet demand and service disruption. Therefore, companies need to manage stocks properly. This thesis aims to propose a framework for the inventory management of spare parts used in a company that provides bus public transportation services with two different stock replenishment methods: direct supply and tender. For this purpose, inventory policies were determined for direct procurement (R, s, S) and for tender (n, Q) depending on the nature of the company. ABC analysis classified spare parts according to their importance and value. Demand forecasting of spare parts based on time series was made using WEKA software program with advanced machine learning Support Vector Regression algorithm and Holt Winter's method. Both demand-forecasting methods captured the structure of demands and made similar and accurate forecasts. Finally, the existing system was modeled using ARENA Simulation Software, policies were implemented, and tests and verifications were made. As a result of the simulation experiments, it was observed that the proposed policy made improvements in the average holding and average shortage values.Master Thesis A framework for capacity expansion planning in failure-prone flow-networks via systemic risk analysis / Kopmalara eğilimli akış ağlarında sistemik risk analizi ile bir kapasite artış planlama çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) NAZLI KARATAŞ AYGÜNBu tezde, arz, talep ve aktarma düğümleri ile aralarındaki kenarlardan oluşan kopmalara eğilimli akış ağlarında, belirli bir hizmet seviyesini garanti etmek için bir kapasite artış plan çerçevesi öneriyoruz. Problemin amacı, en düşük maliyetli kapasite artış planlamasını bulmaktır ve problem genel bir rassal optimizasyon modeli olarak formüle edilmiştir. Modelimiz yapı itibariyle, çeşitli gerçek hayat uygulamalarına uyum sağlayan maliyet fonksiyonlarına izin vermektedir. Bu çalışmada kullandığımız maliyet fonksiyonu, direk maliyet ve gelecek risk maliyetlerini birlikte düşünür ve doğrusal olmayan bir yapıya sahiptir. Problemin olurlu bölgesi, karşılanmayan toplam talebin belirli bir seviyenin üstüne çıkma olasılığının belirlenmiş bir risk sınırından küçük olması ile tanımlanmıştır. Bu kısıtın bağlı olduğu sistemik risk ölçütü, sistem bileşeni özelindeki geleneksel risk ölçütü yerine, sistemsel operasyonlara bütüncül bir bakış açısı sağlar ve karşılanamayan toplam talep riskini hesaplar. Bu tarz bir sistemsel analiz ihtiyacı, sistem elementleri arasındaki karmaşık ve doğrusal olmayan ilişkilerden doğmuştur. Sistemik risk, sistemlerdeki ilk kopmalar ve bu kopmaların sistem genelinde artarak ilerlemesinden kaynaklanmaktadır. Karşılanamayan talebin dağılımı, Izgara Üzerinde Arama Algoritması içinde yer alan ve başlangıçtaki kopmaların, arz ve talep miktarlarının rassal doğası kullanılan simülasyonlarla hesaplanmıştır. En düşük maliyetli kapasite artışı ise, bir sürü tabanlı sezgisel algoritma olan Diferansiyel Evrim Algoritması kullanılarak hesaplanmıştır. Bu çalışmada sunduğumuz metodoloji, finansal sistemler, elektrik ağ sistemleri ve tedarik zincirleri gibi çeşitli alanlara uygulanabilir. Yaklaşımımızı orta büyüklükte genel bir akış ağına uyguladık. Buna ilaveten, sistem parametrelerinin olurlu bölge ve en düşük maliyetli optimal çözüm üzerindeki etkilerini araştırmak için kapsamlı bir sayısal çalışma yürüttük. We propose a capacity expansion framework to guarantee a certain service level in failure-prone flow-networks composed of supply, demand and intermediate nodes, and arcs in between. We formulate the problem as a general stochastic optimization model to minimize the total cost of additional edge capacities. Our model allows considering different cost structures corresponding to the nature of different real-life applications. We consider a non-linear cost structure that captures both the immediate cost of investment and the cost of future risk. The feasible region is composed of the additional edge capacities that satisfy a probabilistic constraint (certain service level) which is the probability of total demand-not-satisfied is greater than a predetermined level is less than a risk threshold and a boundary constraint which is the additional edge capacities are greater than or equal to 0. These constraints are based on a systemic risk measure. Systemic risk measure, in contrast to traditional risk analysis on the component level, captures a holistic view of the system-wide operation and calculates the risk of unsatisfied demand. The requirement for system-wide analysis arises from the complex and nonlinear relationship between components of the system. Systemic risk is due to initial edge failures and the cascade of these failures throughout the system. Due to the stochastic nature of initial failures and certain supply and demand nodes, the distribution of unsatisfied demand is calculated via simulations embodied within a Grid Search Algorithm that identifies the feasible region. Cost-optimal edge capacity expansion is computed by a population-based heuristic optimization algorithm, namely, Differential Evolution. Our methodology can be applied to numerous fields including financial systems, power systems and supply chains. We apply our proposed framework to a medium-size general flow-network, and conduct a comprehensive numerical study to investigate the effects of system parameters on the feasible region and optimal solution.Master Thesis A generative urban configuration model: Optimization of sky view factor and open spaces / Üretken kentsel form modeli: Gökyüzü görüş faktörü ve açık alan optimizasyonu(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ELİF HAZAL OKURKentsel morfoloji, kentsel iklim, dolayısıyla küresel iklim değişikliği üzerinde önemli bir role ve etkiye sahiptir. Bir kentsel alanda, kentsel arazi kullanımı, yapı yoğunluğu, açık alanlar ve yapı kütleleri ile kentsel boşluklar arasındaki düzenleme kentsel dokuyu belirlemektedir. Yüksek yapı yoğunluğuna sahip kentsel alanlar, arzu edilmeyen kentsel ısı adalarının (KIA) oluşmasına sebep olur. Kentsel ısı adası etkilerinden kaçınmak veya bu etkileri en aza indirmek için, kentsel dokuyu şekillendiren kentsel tasarım kararları alınırken hiç olmadığı kadar dikkatli düşünülmelidir. Kentsel ısı adası etkilerinin en aza indirilmesi ve binalarda enerji verimliliğinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Ancak, enerji verimliliğini bina ölçeğinde sağlamaya çalışmadan önce, kentsel form üzerinde yapılacak değişikliklerle kentsel ısı adası yoğumluğunu minimize etmek mümkündür. Bu çalışma, kent morfolojisinden etkilenen ve kentsel ısı adası yoğunluğunu hesaplamada kullanılan gökyüzü görme faktörünü kullanarak hesaplamalı tasarım yöntemi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Hesaplamalı yöntemler sayesinde, tasarımcılar tasarımlarının ne tür sonuçlar doğurabileceğini önceden görebilme şansına sahiptirler. Bu çalışma, tasarım sürecinde oldukça zorlayıcı olan karar verme aşamasında, tasarımcılara sürdürülebilirlik yönünden bir bakış açısı kazandırmayı amaçlayan bir hesaplamalı tasarım modeli oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında geliştirilecek olan model, modelde kullanılacak tasarım kriterlerinin belirlenmesi, gökyüzünü görme faktörü ve Anahtar Kelimeler: kentsel tasarım, hesaplamalı tasarım yöntemi, kentsel ısı adası, gökyüzü görüş faktörü, üretken model Urban morphology has a significant role and a considerable impact on urban climate, thus on global climate change. Urban land use, building density, the presence of open spaces, and the arrangement between building masses and urban voids in an urban area identify the urban fabric. The high-density urban areas generate an urban heat island (UHI) effect that is not desired. To avoid or minimize UHI effects, the urban design decisions that shape urban fabric have to be thought out more carefully than ever before. It is vital to minimize UHI effects and provide energy efficiency for the buildings. But before considering energy efficiency on a building scale, it is possible to minimize the urban heat island intensity just with the changes to be applied to the urban form. This study aims to develop a computational model by using the Sky View Factor (SVF) value which is used to calculate the urban heat island intensity and works with it reciprocally. The Sky view Factor also is affected by urban morphology. At the end of the study, it is expected to achieve a tool to assist in deciding the design criteria early in the design process. Due to the computational methods, designers have a chance to see in advance what kind of outcomes their designs will be. Therefore, this study focuses on creating a computational design method that will be able to provide a sustainable perspective to urban planners and architects in the challenging design decision-making process. The model developed in this study is based on the selection of design criteria to be used on the model, mathematical definition of SVF and UHI intensity calculation, and optimization process. Keywords: urban design, computational design, urban heat island, sky view factor, generative modelMaster Thesis A hybrid genetic algorithm proposal for the team formation problem / Sosyal ağ varlığında takım oluşturma problemine bir hibrit genetik algoritma önerisi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ŞEYDA MELİS TÜRKKAHRAMANBirçok sektördeki faaliyetler daha karmaşık hale gelirken, takımlar, birden fazla beceri ve kavrayış gerektiren görevleri yerine getirmede belirgin bir şekilde baskın olmaya başlamıştır. Bu durum bir işi bir arada yürütebilecek ve yeterli düzeyde bağlılığa sahip kişilerin bir araya toplanmasını kapsayan sosyal ağ varlığında takım oluşturma probleminin literatürde yer almasına sebep olmuştur. Şimdiye dek takım oluşturma probleminin NP-hard karmaşıklık sınıfında olması nedeniyle, bazı kesin yöntemlerin yanı sıra, farklı sezgisel yöntemler de denenmiştir. Bu çalışmada, biri problemden bağımsız ve diğeri probleme özgü bilgiler kullanan iki yerel arama algoritması ile melezleştirilmiş bir genetik algoritma olan takım oluşturucu hibrit genetik algoritma (TFHGA) önerilmiştir. Bu şekilde sosyal ağ varlığında takım oluşturma problemini çözmek için klasik genetik algoritmanın tüm arama uzayını keşfetme gücü ile yerel arama algoritmalarının arama uzayındaki sınırlı bölgeleri inceleme gücü birleştirilmiştir. Ayrıca yeni bir olurlu çözüm üreteci ve probleme özgü mutasyon operatörü tasarlanarak önerilen algoritmada kullanılmıştır. Deneysel çalışma olarak, önerilen algoritma, takım oluşturma problemi için literatürde yaygınca kullanılan bir veri seti ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar takım oluşturucu hibrit genetik algoritmanın etkinliğini doğrulamaktadır. While activities in numerous sectors became more complex, teams prominently started to predominate in performing the tasks requiring multiple skills and perspicacity. When it is the case, the team formation problem has been discussed in the literature as a problem that involves huddling people who can carry out a task together and have a sufficient level of cohesion. Up to the present, several heuristic methods have experimented on the team formation problem considering the social network besides some exact methods due to its complexity class being NP-hard. In this study, we propose the team-forming hybrid genetic algorithm (TFHGA) which is a genetic algorithm hybridized with two local search algorithms, where one of them uses some problem-specific information while the other is problem-independent. In this way, we combine the strength of the classic genetic algorithm in exploring the whole search space with the power of local search algorithms in exploiting a limited portion of the search space to solve the team formation problem in the presence of a social network. A feasible solution generator and problem-specific mutation operator are also designed and employed in the proposed algorithm. As the experimental work, the proposed algorithm is tested with a dataset commonly used in the literature for the team formation problem. Obtained results validate the efficiency of the team-forming hybrid genetic algorithm.Master Thesis A hybrid model for the assessment of ergonomic risk factors in logistics industry / Lojistik sektöründeki ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi için hibrit model(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2021) ÇİSEM LAFCIGelişen teknolojinin getirdiği sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilmek için şirketler hızlı makineleşmeye gittiler. Bu yoğun makineleşmenin bir sonucu olarak lojistik sektörü bu gelişmelerden etkilenmiş ve değişen dünyaya ayak uydurmak için bu son gelişmeleri yakından takip etmiştir. Ancak bu hızlı makineleşme sürecinde dağıtım faaliyetleri ivme kazanmış, çalışanların içinde bulunduğu ortam kısaca insan fizyolojisi ve birçok ergonomik risk faktörü bu dönemde yöneticiler tarafından ihmal edilmiştir. Bu çalışma, lojistik sektöründeki ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi için hibrit bir model yürüterek ergonomik bir müdahale sunmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, ergonomik risk faktörlerini ortadan kaldıracak sorunları tespit etmek amacıyla çalışma için işçi tutumlarına, çalışma davranışlarına, çalışanın duruşlarına ve işyeri koşullarına bağlı olarak hibrit bir model oluşturulmuştur. Araştırma sonuçları, A Şirketi için işe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının ana nedenlerinin, tekrarlayan ve sürekli garip duruşlar, aşırı uzanma mesafesi, zaman içinde statik duruşlar ve hareketli mesafe olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda ergonomik müdahalelerin sunumunda reaktif ve proaktif yaklaşımlar kullanılmıştır. In order to adapt to the ever-changing conditions brought by the developing technology, companies have gone to rapid mechanization. As a result of this intense mechanization, the logistics sector was affected by these developments and followed these recent advancements closely to keep pace with the changing world. However, in this rapid mechanization process, distribution activities gather momentum, the environment in which the workers are located briefly human physiology and many ergonomic risk factors were neglected by the managers within this period. This study aims to present an ergonomic intervention by conducting a hybrid model for the assessment of ergonomic risk factors in the logistic industry. Therefore, a hybrid model has been built for the study depending on worker attitudes, working behaviors, postures of the worker, and workplace conditions in order to detect problems to eliminate ergonomic risk factors. The research results indicate that repetitive-sustained awkward postures, extreme reaching distance, static postures over time, and moving distance are the main causes of the Work-related Musculoskeletal Disorders (WMSDs) for Company A. In this context, reactive and proactive approaches have been used for the presentation of the ergonomic interventions.Master Thesis A machine learning application for transaction picking in a tier-to-tier SBS/RS / Kattan kata yolculuk eden SBS/RS'te işlem seçimi için bir makine öğrenmesi uygulaması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2021) BARTU ARSLANE-ticaretin son zamanlarda büyümesiyle, sipariş profilleri daha küçük miktarlarda ve daha hızlı teslimat süreleri olacak şekilde değişti. Bu değişiklik, şirketlerin depo operasyonlarında hızlı işlem işleme otomasyon teknolojileri aramasına sebep oldu. Mekik tabanlı depolama ve çekme sistemi (SBS/RS), yüksek işlem miktarlarını işleme yeteneği nedeniyle çoğunlukla büyük dağıtım merkezlerinde kullanılan otomatik bir depo teknolojisidir. Bu sistemin avantajı, sistemdeki fazla sayıda mekik ile yüksek işlem miktarlarını işleme kabiliyeti iken, dezavantajı mekiklerin ortalama kullanımının, sistemdeki asansör mekanizmalarına göre çok düşük olmasıdır. Bir koridorun her katına özel bir mekik atandığından, bu sistem aynı zamanda literatürde sabit katlı SBS/RS olarak da anılır. Mekiklerin ve asansörlerin kullanım seviyelerini dengelemek amacıyla, kattan kata yolculuk eden SBS/RS olarak adlandırılan yeni bir tasarım tanıtıldı. Bu tasarımda, sistemde mekiklerin sayısı azalmıştır. Özellikle taşınmaları için ayrılmış ayrı bir asansör mekanizması kullanılarak katlar arasında hareket etmelerine izin verilir. Bu yeni tasarım yalnızca asansörleri ve mekikleri dengelemekle kalmaz, aynı zamanda servis araçlarının sayısının azalmasıyla sistemin ilk yatırım maliyetini de düşürür. Bununla birlikte, bu avantajlar bir dezavantaja dönüşür. Sistemdeki performans ölçütü olan işlem başına ortalama döngü süresinin artmasına neden olur. Bu tezde, işlem başına ortalama döngü süresini azaltmaya katkıda bulunmak amacıyla, sistemde akıllı işlem işleme için bir makine öğrenimi metodolojisi uyguluyoruz. Spesifik olarak, servis araçlarının işlem seçimi için Pekiştirmeli Öğrenme ve Derin Pekiştirmeli Öğrenme yöntemlerini uyguluyoruz. Önerilen yaklaşım, iyi bilinen İlk-Giren-İlk-Çıkar (FIFO) ve En Kısa İşlem Süresi (SPT) seçim kuralları ile karşılaştırılır. Sonuçlar, önerilen metotların her iki kuralı da önemli ölçüde aştığını göstermektedir. With the recent growth of e-commerce, the order profiles have shifted towards smaller quantities with faster delivery time requests of customers. This change has led to companies seek for fast transaction processing automation technologies in operations of warehouses. Shuttle-based storage and retrieval system (SBS/RS) is an automated warehousing technology mostly utilized in large distribution centers because of its capability of processing high transaction rate. While the advantage of this system is its capability of processing high transaction rate by the excess numbers of shuttles in the system, a disadvantage is that the average utilization of shuttles is very low, compared to the lifting mechanisms in the system. Since a dedicated shuttle is assigned at each tier of an aisle, this system is also referred as tier-captive SBS/RS in literature. In an effort to balance the utilization levels of shuttles and lifts, a novel design referred as tier-to-tier SBS/RS is introduced. In that design, there is decreased number of shuttles in the system so that they are allowed to travel between tiers by using a separate lifting mechanism specifically dedicated for travel of them. This novel design not only balances the service lifts and shuttles, but also decreases the initial investment cost for the system by the decreased number of shuttles. However, those advantages cause a disadvantage, that is increased average cycle time per transaction performance metric in the system. In this thesis, in an effort to contribute on decreasing average cycle time per transaction performance metric, we apply a machine learning methodology for smart transaction processing in the system. Specifically, we apply Reinforcement Learning and Deep Reinforcement Learning methods for transaction selection of shuttles. The proposed approaches are compared with well-known First-in-First-out (FIFO) and Shortest Process Time (SPT) selection rules. The results show that the proposed approaches outperform both FIFO and SPT rules, significantly.Master Thesis A novel kinetic solar shading system based on deployable scissor linkages / Yayılabilir makas mekanizmalar ile üretilmiş yeni bir kinetik güneş kırıcı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) NAZLI HİLAL SARISAYINSon yıllarda, inşaat teknolojisi, mekatronik ve malzeme bilimindeki gelişmelere paralel olarak kinetik yapı bileşenlerine, strüktür ve cephe sistemlerine olan talep artmaktadır. Kinetik cephe sistemleri, konvansiyonel cephe sistemlerine göre enerji ve günışığı performansını iyileştirdiği, yapay aydınlatma ve HVAC sistemleri gibi mekanik sistemlere olan ihtiyacı azalttığı, bina kullanıcılarının konfor ve estetiğine katkı sağladığı için tercih edilmektedir. Bu çalışma, yayılabilir makas mekanizmalar kullanılarak yeni bir kinetik güneş kırıcı sistemi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu yeni güneş kırıcı sisteminin mevcut örneklerden farkı ve yeniliği, ana geometrisini oluştururken literatürdeki çalışmalarda kullanılmamış olan hibrit döngü birleşimini kullanmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmada öncelikle literatürdeki mevcut kinetik güneş kırıcı örnekleri sistematik olarak analiz edilmiştir. İkinci olarak, düzlemsel makas mekanizmaların temel tasarım yöntemleri olan birim-tabanlı ve döngü-tabanlı yöntemler tanıtılmıştır. Ardından, hibrit döngü birleşimi yöntemi kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Daha sonra, önerilen kinetik güneş kırıcı sistemin kinematik özellikleri, yapım detayları, çeşitleri ve dijital üretim süreleri detaylı olarak anlatılmıştır. Son olarak, önerilen güneş kırıcı sisteminin çevresel performansını test etmek için gün ışığı analizi yapılmıştır. For a few decades, the demand for kinetic building components, structures, and façades has increased in parallel with developments in construction technology, mechatronics, and materials science. Kinetic façade systems are preferred because they improve energy and daylight performance compared to conventional façade systems, reduce the need for mechanical systems such as artificial lighting and HVAC systems, and contribute to the building users' comfort and aesthetics. This study aims to develop a novel kinetic solar shading system based on deployable scissor linkages. The novelty of this shading system comes from the hybrid loop assemblies, which have not been studied in previous studies. First, various classifications and existing examples of kinetic solar shading devices in the literature have been systematically analyzed to reach this aim. Second, basic design methodologies of the planar scissor linkages have been introduced as unit-based and loop-based methods. Then, hybrid loop assemblies have been thoroughly investigated. Afterward, the proposed kinetic solar shading system's kinematic properties, construction details, types, and digital fabrication process have been particularly explained. Finally, daylight analysis has been performed to test the environmental performance of the proposed solar shading device.Master Thesis A novel scenario-based robust solution approach to the problem of scheduling and routing of automated guided vehicles (AGVs) in a production environment / Üretim ortamındaki otomatik yönlendirilmeli araçların (AGVs) çizelgeleme ve rotalama problemi için yeni bir senaryo temelli gürbüz çözüm yöntemi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) SELEN BURÇAK AKKAYAOtomatik Yönlendirmeli Araçların (AGV'ler) malzeme taşıma amacıyla kullanımı giderek daha popüler hale gelmiştir. Hızlı ulaşım sağlamaları, görevlere hızlıca atanabilmeleri ve nakliye kapasitesini arttırmalarının yanı sıra üretkenlik, güvenlik, kaynakların kullanım verimini arttırarak ve maliyetleri azaltarak, sisteme esneklik kazandırmaktadırlar. Bu faydaların elde edilebilmesi için AGV'lerin işlere sistematik bir şekilde atanması ve AGV'lerin üretim planlarını karşılayacak şekilde rotalanması ve çizelgelenmesi gerekir. Bu tez, bir atölye üretim ortamında istasyonlar arası taşıma işlerini sağlamak amacıyla kullanılan, kullanım amacına, taşıma ve pil şarj kapasitesine göre farklı tiplerden oluşan heterojen bir AGV filosunun çizelgeleme ve rotalama problemini incelemektedir. Amaç, siparişlere ait taşıma işlerinin geç teslimine atanan ceza maliyetini ve araçların enerji tüketimini en aza indireren gürbüz bir atama ve AGV'lere ait gürbüz rotaları ve çizelgeleri bulmaktır. Bunun amaçla bu tez, heterojen bir AGV filosu için bu kararların yanı sıra şarj planı ve enerji tüketimini de gözeten, senaryo tabanlı yeni bir gürbüz karma tamsayılı doğrusal programlama modeli önerilerek literatüre katkıda bulunmaktadır. Önerilen model öncelikle, IBM OPL CPLEX kullanılarak bir test senaryosu ile doğrulanmıştır. Yapılan deney tasarımı ile önerilen modelin performansı ve belirli parametrelerin model üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Use of Automated Guided Vehicles (AGVs) for material handling purposes has become increasingly popular. They introduce flexibility to the system by increasing speed, responsiveness, and freight capacity as well as enabling increased productivity, safety, efficient resource utilization and reducing costs. These advantages can be realized by intelligent assignment of AGVs to jobs, and routing of AGVs to help meet production plans. This thesis investigates the problem of scheduling and routing of a heterogenous fleet of AGVs, consisting of different types based on purpose of use, freight, and battery charge capacity used for handling transfer jobs in a job shop production environment. The objective is to optimize the schedules and routes of AGVs by minimizing total of the penalty cost for the late delivery of parts and energy consumption of the vehicles. In doing so, the thesis contributes to the literature by proposing a novel, scenario based robust mixed integer linear programming model for a heterogenous fleet of AGVs along with charging and energy consumption where partial recharging is allowed. Proposed model is first verified with a test case. Through design of experiment, performance of the model and how certain parameters affect the performance of the model is also investigated and results are reported.Master Thesis A predictive controller for efficient operations of HVAC systems in commercial buildings: Algorithm development and field application / Ticari binalarda HVAC sistemlerinin verimli çalışması için öngörülü bir kontrolör tasarlanması: Algoritma geliştirme ve saha uygulaması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ALİ SELEKKüresel ısınma ve enerji güvenliği konuları enerjiyi dönüştürme, iletme ve kullanma yöntemlerimizde değişiklik yapmayı zorunlu kılmaktadır. Binalar, genel enerji kullanımı açısından üst sıralardadır. İnsanlar zamanlarının çoğunu binaların içinde geçirmekte; bu sebeple, binaların doğru bir şekilde yönetilmesi konfor, sağlık ve üretkenlik açısından kritik önem taşımaktadır. Isıtma-havalandırma-iklimlendirme sistemlerinin yükü (HVAC) binalarda kullanılan enerjinin yaklaşık %40'ına tekabül etmektedir. Bu sebeple, HVAC sistemlerinin doğru ve etkili yönetimi enerji verimliliği ve ısıl konfor açısından büyük önem taşımaktadır. Daha yeni ve gelişmiş ekipmanların kurulumu ile bu konuda iyileştirme yapmak Teknik veya ekoomic sebeplerden ötürü her zaman mümkün olmayabilir. Bu surumda, gelişmiş control tekniklerinden yararlanarak mevcut altyapı daha iyi işletilmelidir. Bu tezde, bir HVAC sisteminin en iyi şekilde işletilmesi için öngörülü bir kontrol (MPC) tekniği geliştirilmiş, sahada uygulanmış ve test edilmiştir. Geliştirilen kontrol algoritması Python dilinde yazılarak sahada HVAC kontrolünü sağlayan gömülü sistem kartına entegre edilmiştir. Bu öngörülü kontrolörün performansı endüstride yaygın olarak kullanılan PID kontrolör ile karşılaştırmalı olarak test edilmiştir. Test sonuçları, MPC kontrolörün referans sıcaklık takibi ve enerji tüketimi açılarından PID kontrolöre göre üstün olduğunu göstermektedir. The global warming and energy security issues require a change in the way we generate, transfer and utilize energy. Buildings are among the largest overall energy consumers. People spend most of their time in buildings and therefore proper management of buildings are crucial for comfort, health and productivity. In buildings, heating, ventilation and air conditioning (HVAC) systems account for, on average, 40% of the overall energy use. Thus, proper and effective operation of HVAC systems is very important for energy efficiency and thermal comfort. Addressing this problem by merely installing new sophisticated equipment may not be feasible due to economic and technical reasons. In this case, advanced control techniques should be utilized to better operate existing infrastructure. In this thesis, a predictive control technique (MPC) to optimally operate an HVAC unit is developed, implemented and tested in real-world environment. The control algorithm is implemented in Python and integrated into the embedded system that controls the HVAC unit. The performance of the predictive controller is compared against a PID controller, which is a commonly preferred method in the industry. Test results show that the MPC controller presented in this thesis outperforms PID in terms of reference tracking and energy consumption.Master Thesis A spatial analysis of 'The Hobbit' within the framework of fantastic literature and cinema / 'Hobbit'in fantastik edebiyat ve sinema çerçevesinde mekânsal bir analizi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) YASEMİN MISIRLIFantastik tür; gerçeklikten bağımsız, hayal gücüne dayalı bir oyun alanı sunuyor oluşuyla bu alandaki en verimli türlerden biri olarak öne çıkar. J.R.R. Tolkien, dünya kurma yaklaşımıyla mimari ve mekânsal anlatıların varlığına önemli bir katkı sağlayarak bu türün önde gelen isimlerinden biri olmuştur. Bu tezin odak noktası, fantastik edebiyatın önde gelen eserlerinden biri olan Tolkien'in Hobbit (The Hobbit) adlı romanı üzerine yapılan bir örnek alan çalışmasıdır. Bu çalışma, özellikle fantastik tür bağlamında, mimarlık ile çeşitli sanat formları arasındaki disiplinler arası ilişkiyi ve bu ilişkinin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. J.R.R. Tolkien'in Hobbit eserinin, özgün edebi formu, grafik roman uyarlaması ve film üçlemesi üzerinden incelenerek, mimarlık, içmimarlık ve mekânsal anlatıların farklı medyalar üzerindeki evrimsel yapısının ve etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Sonuç olarak, Hobbit'in farklı uyarlamaları üzerinden yapılan bu inceleme, fantastik türde mekânsal anlatıların kalıcı etkisini vurgulamakta ve bu unsurların hikâye anlatımındaki önemini göstermektedir. Bulgular, mimarlığın ve içmimarlığın sürükleyici kurgusal dünyaların yaratılmasındaki önemli katkılarını, yalnızca anlatının ilerleyişini değil, genel mekân deneyimini de şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. The fantasy genre stands out as one of the most productive genres offering a playground independent of reality and based on imagination. J.R.R. Tolkien, with his world-building approach, has made significant contributions to the existence of architectural and spatial narratives, becoming one of the leading figures in this genre. The focus of this thesis is a case study on Tolkien's novel The Hobbit, one of the prominent works of fantasy literature. This study aims to highlight the interdisciplinary relationship between architecture, interiors and various art forms, especially within the context of the fantasy genre, and to emphasize the importance of this relationship. By examining J.R.R. Tolkien's The Hobbit through its original literary form, graphic novel adaptation, and film trilogy, the goal is to uncover the evolutionary structure and impact of architectural and spatial narratives across different media. Consequently, this analysis of the various adaptations of The Hobbit underscores the enduring influence of spatial narratives in the fantasy genre and demonstrates the importance of these elements in storytelling. The findings reveal that architecture and interiors significantly contribute to the creation of immersive fictional worlds, shaping not only the progression of the narrative but also the overall spatial experience.Master Thesis A study on SIMD parallelization in elliptic curve cryptography / Eliptik eğri kriptografisinde SIMD paralelizasyonu üzerine bir çalışma(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2023) NURİ FURKAN PALAEliptik eğrilerin kriptografi ve kriptanaliz için büyük önemi vardır. Eliptik eğrilerdeki grup yasası nedeniyle eliptik eğri üzerindeki noktalar üzerinden özel bir toplama, dolayısıyla skaler çarpım yapılabilir. Hatta Montgomery merdiveni gibi skaler çarpma işlemini hızlandırmak için bazı yöntemler de vardır. Bu aritmetik hesaplamaların basit olmasına karşın çarpılan bir koordinatı çarpanlarına ayırmak zorlu bir problemdir. Kriptografi mühendisleri bu problemin zorluğuna güvenirler ve buna göre kriptografik algoritmalar geliştirirler. Kısa Weierstrass, Montgomery, Edwards ve Hessian eğrileri gibi birçok eliptik eğri eliptik eğri kriptografisinde kullanılabilir. Geliştirilen uygulamalara bağlı olarak aralarında avantaj ve dezavantajlar vardır. Bu tezde, isteğe bağlı özellikler alanı üzerinde tanımlanan tüm eliptik eğriler için tek koordinatlı toplama formüllerinin tüm istisnai durumların nasıl ele alınacağı gösterilmiştir. Bunlara dayanarak, bu tez, Brier ve Joye'nin ikiye katlama ve toplama formüllerini kullanarak tüm istisnaları verimli bir şekilde ele alarak kısa Weierstrass eliptik eğrileri üzerinde 4-yollu paralel ve SIMD uyumlu bir Montgomery merdiveni uygulaması sunar. Ayrıca, bu tez Montgomery merdiveni için biri 25519 asalı özelinde ve diğeri daha genel olmak üzere iki uygulama da sunulmuştur. There is great importance of elliptic curves for cryptography and cryptanalysis. Because of the group law on elliptic curves, a special addition, hence scalar multiplication, can be done over the points on the elliptic curve. Even there are some methods to accelerate the speed of scalar multiplication, such as the Montgomery ladder. These arithmetic calculations are straightforward; factoring the multiplied coordinate is a challenging problem. Cryptographic engineers rely on this difficulty of the problem and develop cryptographic algorithms. Multiple elliptic curves are suitable for use in elliptic curve cryptography, such as short Weierstrass, Montgomery, Edwards, and Hessian curves. There are advantages and disadvantages among them, depending on implementations. In this thesis, the single-coordinate addition formulas for all elliptic curves defined over a field of arbitrary characteristics have been shown how to handle all exceptional cases. Based on these, this thesis presents a 4-way parallel and SIMD-friendly Montgomery ladder step on the short Weierstrass form of elliptic curves using Brier and Joye's doubling and addition formulas by handling all exceptions efficiently. Furthermore, this thesis presents two implementations for the Montgomery ladder, one is 25519-prime specific, and the other one is more generic.Master Thesis A study on uniform parallel machine scheduling with sequence dependent setup times / Sıraya bağımlı kurulum süreleri ile tek tip paralel makine çizelgelemesi üzerine bir çalışma(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) BESTE YILDIZÇizelgeleme problemleri; operasyon yönetimi, bilgisayar bilimi ve bilgi sistemleri dahil olmak üzere birçok akademik disiplinde karar vermek için gereklidir. Çoğu çizelgeleme problemi güçlü anlamda NP-zor olduğundan, kesin algoritmalar ve verimliliklerinin nasıl ölçeklendiği konusunda sınırlı araştırma vardır. Bu çalışmada, maksimum tamamlama süresini en aza indirmek için sıraya bağlı kurulum süreleriyle tek tip paralel makine çizelgeleme problemini ele alıyoruz. Problemimizi açık bir şekilde tanımlayan ve küçük boyutlu problemler için en uygun çözümleri elde etmek için kullanılabilecek bir tam sayılı problem formülasyonu sunuyoruz. Sonrasında, problemimiz NP-zor olduğundan, iyileştirme alt rutini ile rastgele bir buluşsal yöntem öneriyoruz. Hesaplamalı bir çalışma yoluyla önerilen sezgisel yöntemin performansı 320 örnekle test edilmiştir. Bu örnekleri, beş farklı faktörlü deneyin tam faktöriyel tasarımını (DOE) kullanarak oluşturduk. Hesaplamalı çalışmamız, önerilen matematiksel modelin ortalama 22.88 dakika sürdüğünü ve sezgisel algoritmanın bu sonuçları yalnızca 0.062 dakikada elde ettiğini göstermektedir. Sezgisel yöntem sonuçları ile matematiksel model sonuçları karşılaştırıldığında, CPLEX yazılımında yapılan sezgisel yöntem ortalama olarak yaklaşık %4 Gap değerine sahiptir. Ayrıca, iyileştirme adımının sezgisel yöntemin genel performansına katkısı %73,34'tür. Anahtar Kelimeler: paralel makine çizelgelemesi, sıraya bağlı kurulum süresi, tam-etkenli tasarım, sezgisel yöntem, tek tip makine, toplam tamamlanma süresi Scheduling problems are essential for decision-making in many academic disciplines, including operations management, computer science, and information systems. Since many scheduling problems are NP-hard in the strong sense, there is only limited research on exact algorithms and their efficiency when implemented on parallel computing architectures. This master's thesis considers the uniform parallel machine scheduling problem with sequence-dependent setup times to minimize the maximum completion time (makespan). We present an IP formulation, which clearly describes our problem and can be used to obtain optimal solutions for small-sized problems. As our problem is NP-hard, we propose a randomized heuristic with an improvement subroutine. The performance of the proposed heuristic through a computational study was tested with 320 instances. We created these instances using the full factorial design of experiment (DOE) with five different factors. Our computational study indicates that the proposed mathematical model takes 22.88 minutes on average, and the heuristic algorithm achieves these results only in 0.062 minutes. The average solutions obtained with the heuristic have an approximately 4% Gap value for average CPLEX solutions. Also, the contribution of the improvement subroutine step to the overall performance of the heuristic is 73.34%. Keywords: parallel machine scheduling, sequence-dependent setup time, full factorial design, randomized heuristic, uniform machines, total completion timesMaster Thesis Ada modunda çalışan yeşil hidrojen mikroşebekesi sisteminin matlab/simulink ile analizi / İslanded operation of green hydrogen microgrid system with matlab/ simulink(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) GÜLŞAH ÇOLAKMikro şebekeler, yerel olarak enerji üretebilen, dağıtabilen ve yönetebilen güç sistemleridir ve akıllı şebeke topolojilerinde mikro şebeke, dağıtılmış enerji üretiminin önemli özelliklerine sahip olma niteliğindedir. Mikro şebekelerin önemli bir özelliği, ada modunda çalışması ile ana güç şebekesinden bağımsız olarak çalışabilmeleridir. Bu, mikro şebekelerin elektrik kesintisi veya diğer bozulmalar durumunda kritik yüklere güç sağlamalarına imkan tanır. Güneş enerjisi, piller veya diğer kaynaklar mevcut olmadığında bile sürekli elektrik sağlamak için mikro şebeke bir hidrojen depolama yolu ile operasyona devam eder. Mikro şebeke sektörü gibi endüstriyel elektrik ve elektronik sistemlerinin çalıştırılmasında hidrojen, karbondan arındırma aşamasında etkili bir faktördür ve 2050'nin sıfır karbon adımında bir rol üstlenecetir. Karbonsuz bir enerji geleceğine geçiş devam etmektedir, bu kapsam da çalışmalar dünya üzerinde iklim nötrlüğüne ulaşmak için, yeşil enerjiye yönelmiş durumdadır. Bu yüksek lisans tezi, enerji sektöründeki dinamiklere cevap olarak yeşil hidrojen enerji teknolojisinin, bir mikro şebeke yardımıyla enerji sürdürülebilirliğinin simülasyonu ile bir perspektif sunmaktadır. Çalışma, yerel enerji üretimi ve tüketimi optimize etmeyi amaçlayan çalışan mikro şebeke konseptini tanıtarak, yeşil hidrojenin bu mikro şebeke sistemlerinde nasıl entegre edilebileceği, enerji depolama ve transfer açısından nasıl bir rol oynayabileceği ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu tez, enerji sektöründeki dönüşüm sürecini gelişmiş ve çevre dostu çözüm arayan araştırmacılar, endüstriler ve karar alıcılar için değerli bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Microgrids are power systems that can produce, distribute and manage energy locally, and in smart grid topologies, microgrids have important features of distributed energy production. An important feature of microgrids is that they can operate independently of the main power grid by operating in island mode. This allows microgrids to power critical loads in the event of power outages or other disruptions. The microgrid continues operation via a hydrogen storage pathway to provide continuous electricity even when solar power, batteries or other sources are not available. In powering industrial electrical and electronic systems, such as the microgrid sector, hydrogen is an effective factor in the decarbonization phase and will play a role in the carbon neutrality step of 2050. The transition to a carbon-free energy future continues, and in this context, efforts are directed towards green energy to achieve climate neutrality in the world. This master's thesis offers a perspective of green hydrogen energy technology as a response to the dynamics in the energy sector, with the simulation of energy sustainability with the help of a microgrid. The study introduces the working microgrid concept that aims to optimize local energy production and consumption, and discusses in detail how green hydrogen can be integrated in these microgrid systems and what role it can play in terms of energy storage and transfer. This thesis aims to make a valuable contribution to researchers, industries and decision-makers who are looking for advanced and environmentally friendly solutions to the transformation process in the energy sector. This study, focusing on microgrid systems for hydrogen storage, provides important information that will shed light on the future of sustainable energy.Master Thesis Adaptive reuse of architectural heritage with minimalistic approach / Mimari mirasın minimalist yaklaşımla yeniden işlevlendirilmesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2023) CEMRE ŞAMASAS GÜNGÖRKendi yaşam alanlarını yaratmak veya mevcut olanları dönemin şartlarına göre değiştirmek, çok eski zamanlara kadar uzanan bir zihniyettir. Mimaride, mevcut yapıların yıkılması, korunması veya yeniden tasarlanması konusu yıllar içinde farklı görüş ve teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişen koruma pratiği ve minimum müdahale yaklaşımları incelendiğinde koruma sürecinin son ve en önemli aşaması olan iç mekan müdahalelerinin literatürde eksik olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada, tarihi binalarda iç mekana nasıl müdahale edilmesi gerektiği sorusu üzerine uygun müdahale düzeyi ve alternatif bir yöntem aranmıştır. Geçmişten pek çok önemli bilgiyi taşıyan miras varlıklarının sürdürülebilir olması ve geleceğe aktarılmasında minimum müdahale kavramı en önemli adımlardan biridir. Tarihi binaların yeniden işlevlendirilmesinde, müdahale seviyesini minimumda tutup kullanıcının ihtiyaç duyduğu kadar elemanla iç mekan çözümü elde edilmelidir. Minimum tasarımla maksimum verim sağlama konusu, mimari bir akım ve düşünce tarzı olan Minimalizm kavramıyla eşleşmektedir. Bu tez, minimalizmin tarihi alanların yeniden işlevlendirilmesinde iç mekan için bir müdahale stratejisi ya da aracı olabileceğini öne sürmektedir. Yapılı mirasa minimum müdahale ilkesi, uyarlanabilir bir yeniden kullanım stratejisi olarak minimalizm kavramıyla ilişkilendirilerek, birçok uluslararası metin, belge ve teorisyenlerin yorumlarıyla analiz edilmektedir. Ayrıntılı analizi yapılan uluslararası belgeler ve araştırmalar sonucu, minimum müdahale kavramı ve minimalizm için değerlendirme tabloları oluşturulmuştur. Bu iki kavramın özellikleri tek tabloda birleştirilerek vaka çalışmalarını değerlendirmek için kullanılmıştır. Minimalizm ve minimum müdahale ilkesini birlikle açıklayabilen, üç farklı kullanım tipinde altı adet çağdaş müdahale örnekleri seçilmiş ve bu örnekler tez kapsamında geliştirilen metotlara göre analiz edilmiştir. Bu çalışma, tarihi miras yapılarının, minimum müdahale yaklaşımıyla uyarlanarak yeniden kullanımına yönelik iç mekan çalışmalarının geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, tarihi binaların mevcut değerlerini korumak ve arttırmak için minimalizmin uyarlanabilir bir yeniden kullanım aracı olarak değerlendirilmesi konusunda farkındalık yaratır. Creating own living spaces or changed the existing ones according to the conditions of the period is a mentality that dates to ancient times. In architecture, the issue of demolition, preservation or redesign of existing structures has led to the emergence of different views and theories over the years. When the developing conservation practice and minimum intervention approaches are examined, it has been observed that the interior interventions, which are the last and most important stage of the conservation process, are lacking in the literature. In this study, an appropriate level of intervention and an alternative method were sought on the question of how to intervene in the interior of historical buildings. The concept of minimum intervention is one of the most important steps in ensuring the sustainability of heritage assets that carry a lot of important information from the past and transferring them to the future. In the adaptive reuse of historical buildings, an interior solution should be obtained with as many elements as the user needs, keeping the level of intervention to a minimum. The issue of providing maximum efficiency with minimum design is matched with the concept of Minimalism, which is an architectural movement and way of thinking. This thesis proposes that minimalism can be an intervention strategy or tool for interior space in adaptive reuse of historical spaces. The principle of minimum intervention in the built heritage is associated with the concept of minimalism as an adaptive reuse strategy and is analyzed in many international texts, documents, and comments by theorists. As a result of international documents and research, which were analyzed in detail, evaluation tables were created for the concept of minimum intervention and minimalism. The characteristics of these two concepts were combined in one table and used to evaluate the case studies. Six contemporary intervention examples in three different usage types, residential, commercial, and public, which can explain the principle of minimalism and minimum intervention, were selected and these examples were analyzed according to the methods developed within the scope of the thesis. This study contributes to the development of interior space studies for the reuse of historical heritage buildings by adapting them with a minimum intervention approach. It also creates an awareness of the use of minimalism as an adaptive reuse tool to preserve and enhance the existing value of historic buildings.Master Thesis Agent based simulation modeling for design of a smart SBS/RS / Ajan tabanlı simülasyon ile akıllı bir otomatik araçlı depo tasarımı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2021) MELİS KÜÇÜKYAŞARBu tezde katlara adanmış otomatik araçlı depolama ve çekme sistemlerinin olumsuzluklarının üstesinden gelebilecek kattan kata otomatik araçlı depolama ve çekme sisteminin (SBS/RS) tasarlanması hedeflenmektedir. Otomatik araçlı depolama sistemleri küçük yük depolarında oldukça yaygın kullanılan bir teknolojidir. Her kata bir aracın adanmış otomatik araçlı depolama sisteminde her katta bir araç olduğundan, her koridorda bir adet bulunan asansör mekanizmasına göre oldukça düşük kullanım oranına sahiptir. Sistemdeki otomatik araç sayısını azaltmak için bir koridordaki araç sayısının kat sayısından daha az olduğu yani araçların katlar arasında dolaşmasına izin verildiği yeni kattan kata otomatik araçlı depolama ve çekme sistemi tasarımı sunulmaktadır. Araç sayısının düşürülmesiyle araçların daha yüksek faydalı kullanım oranlarına sahip olması beklenmektedir. Bununla birlikte, sistemin çıktı oranı kata adanmış otomatik araçlı sisteme göre daha düşük olacaktır. Bu yüzden, sistem performansını iyileştirmek için kattan kata depolama ve çekme sistemi için akıllı operasyon politikalarına odaklanılmıştır. Bunu yapmak için de simülasyon modelleme yaklaşımı kullanılmıştır. Bu tez esas olarak üç araştırma sorusuna odaklanmaktadır: i) mekiklerin kullanımının asansörlerle dengelendiği her aracın bir kata adanmış SBS/RS tasarımına alternatif bir SBS/RS tasarımı var mı? ii) Söz konusu yeni kattan kata SBS/RS'nde, düşük bir toplam yatırım maliyeti ile istenen sistem performans ölçütlerini karşılayan bir sistem tasarımı var mı? iii) sistemdeki çok amaçlı performans ölçütlerini iyileştirmek için kuyruklarda işlem planlaması için en iyi öncelik atama kuralı nedir? Bütün bu soruların yanıtı bu tez ile araştırılmıştır. Son olarak, maliyet, zaman ve enerji bakımından klasik SBS/RS tasarımlarına alternatif olabilecek yeni bir kattan kata SBS/RS tasarımı önerilmiştir. Bu tasarımın performansını etkileyen faktörler istatistiksel olarak analiz edilmiş ve sistem performansını geliştirmek için gerçek zamanlı veri kullanılarak çeşitli öncelik atama kuralları uygulanmıştır. In this thesis, we aim to study a tier-to-tier shuttle-based storage and retrieval (SBS/RS) design developed as alternatively to tier-captive SBS/RS design to overcome its negativeness. SBS/RS is an automated warehousing technology widely utilized in mini-load warehouses. Since there is a dedicated shuttle in each tier of an aisle in tier-captive SBS/RS, the average utilization of shuttles are very low compared to lifting mechanism located as a single server at each aisle. In an effort to decrease the number of shuttles in the system, we propose that novel tier-to-tier SBS/RS where there are few shuttles aisle than the number of tiers in a dedicated aisle so that those shuttles can travel between tiers. By the decreased number of shuttles, it is expected to highly utilize those shuttles. However, this time the throughput rate of the system may decrease compared to the tier-captive SBS/RS under the same warehouse design. For that, we also focus on smart operating policies in that tier-to-tier SBS/RS to improve its performance. We utilize simulation modelling approach for modelling approach. This thesis mainly focuses on three research questions: i) is there an alternative SBS/RS design to tier-captive SBS/RS design where the utilization of shuttles are balanced with lifts? ii) in the porposed novel tier-to-tier SBS/RS, is there a system design meeting the desired system performance metrics with a low total investment cost? iii) what is the best priority assignment rule for transactions scheduling in queues to improve multi-objective performance metrics in the system? We provide solutions to all those questions. Finally, we define a novel tier-to-tier SBS/RS design and show that this design can be utilized as an alternative to classical SBS/RS considering cost, time and energy performances. We also complete a factor analysis to identify significant factors affecting the performance of tier-to-tier SBS/RS, statistically. Moreover, to improve the performance of this novel design, we apply priority assignment rules by tracking real-time data in the system.Master Thesis Algılanan destinasyon imajı, destinasyon kişiliği ve davranışsal niyetlerin ölçülmesi: Çeşme örneği / Measuring perceived destination image, destination personality and behavioral intentions: The case of Çeşme(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2023) SERPİL BAYAZITBu çalışmada Türkiye'nin en önemli destinasyonlarından biri olan Çeşme'nin algılanan destinasyon imajı, destinasyon kişiliği ve davranışsal niyetleri ölçülmüştür. Bu bağlamda Çeşmeyi ziyaret etmiş yerli turistler araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada niceliksel araştırma yöntemi kullanılmış ve 216 adet geçerli anket elde edilmiştir. Anketlerden elde edilen veriler doğrultusunda Çeşme'nin algılanan destinasyon imajı, destinasyon kişiliği ve turistlerin Çeşme destinasyonuna yönelik davranışsal niyetleri ölçülmüştür. Araştırma sonuçlarında Çeşme'nin destinasyon kişiliği üç boyut olarak tespit edilmiştir. Bu boyutlar; "Heyecan" "Samimiyet" ve "Yetkinlik" boyutları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çeşme'nin destinasyon imajı beş boyutta ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar; "deneyim kalitesi "duygusal imaj" "çevre kalitesi "kültürel çekicilikler" "hizmet değeri" olarak tespit edilmiştir. Araştırmanın davranışsal niyet bulguları iki boyut altında belirlenmiştir. Bu boyutlar "tavsiye etme niyeti" ve "daha fazla ödeme niyeti "olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Destinasyon, Destinasyon İmajı, Destinasyon Kişiliği, Davranışsal Niyetler, Turizm Tecrübesi. In this study, the perceived destination image, destination personality and behavioral intentions of one of the most significant tourism destinations in Turkey, namely Çeşme, were measured. In this context, tourists who have visited Çeşme constitute the sample of the research. Quantitative research methodology was used in the research and 216 valid questionnaires were obtained. In line with the data gathered from the questionnaires, the destination personality of Çeşme and the personality traits reflecting the destination were analyzed. Findings of the research reveal that the destination personality of Çeşme has three dimensions of excitement", "sincerity" and "competence". In addition, the destination image of Çeşme emerged in five dimensions of "experience quality, "emotional image", "environmental quality", "cultural attractions" and "service value". Furthermore, the behavioral intention findings of the study reveal two dimensions as "intention to recommend" and "intention to pay more". Keywords: Destination, Destination Image, Destination Personality, Behavioral Intentions, Tourism Experience

