The surrogate victims of Never Let Me Go: A Girardian perspective / Rene Girard teorik çerçevesinden Never Let Me Go romanının ikame kurbanları
Loading...

Date
2025
Authors
EBRU YASEMİN KUYUCAKLI KARAÖZ
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS
Open Access Color
OpenAIRE Downloads
OpenAIRE Views
Abstract
Şiddet ile kutsal arasındaki karmaşık ilişki söz konusu olduğunda, hem eski metinler hem de çağdaş anlatılar, ahlaki ve sosyal düzenin inşasına dair zengin değerlendirmeler sunar ve insan eylemi ile kültürel ideolojiler arasındaki etkileşimi ortaya koyar. Bu nedenle, çağdaş bir romanı İncil anlatısı, Yunan trajedileri ve erken dönem antropolojik araştırmalardan esinlenmiş teorik çerçeveler aracılığıyla yorumlamak, metnin yeni yorumlara açık boyutlarını ortaya çıkarabildiği gibi kuramsal çalışmaları da zenginleştirebilir. Bu tez, Kazuo Ishiguro'nun Never Let Me Go (2005) eserini, René Girard'ın başat eseri Şiddet ve Kutsal (1979) adlı yapıtında tartışmış olduğu kurban şiddeti teorisi çerçevesinde incelemektedir. Bu çalışma, özellikle kurban ikamesi, ikame kurban ve taklit arzu kavramlarına odaklanmaktadır. Burada roman, klon karakterlerinin yalnızca organ bağışı amacıyla yaratılarak, Girard'ın ikame kurbanlarının canlı birer temsili olmalarıyla, nasıl bir sistematik sömürü ve insandışılaştırma ile karşı karşıya kaldıklarını incelemektedir. Kapsamlı bir analiz ışığında, bu çalışma, romanının klonlar üzerinde gerçekleştirilen toplumsal ritüelleri gözler önüne sererek, anlatının kendisinin nasıl kurbansal bir metne dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, anlatının merkezindeki 'iyileşme merkezleri, Hailsham ve Galeri' gibi kurumsallaşmış şiddet alanlarına odaklanılarak; klonların, bakım ve iyilik kisvesi altında sömürüsünün nasıl gizlendiğinin açığa çıkarılması hedeflenmektedir. Roman karakterlerinin taklit arzu çerçevesindeki ilişki dinamiklerinin analizi yoluyla, bu tezde, onların kimlik ve özerklik bağlamında yaşadıkları mücadelelerin, sistematik olarak nesneleştirilmeleri ile bağlantısı gösterilmektedir. Bu çalışmanın nihai amacı da klon karakterlerin kendilerini tanımlama kapasitelerini görmezden gelip yabancılaşmalarına sebep olan bir dünyanın onlar için nasıl bir anlam arayışına yol açtığını araştırmaktır.
When it comes to the intricate relationship between violence and the sacred, both ancient texts and contemporary narratives offer rich insights into the construction of moral and social order, as well as the interaction between human agency and cultural and religious ideologies. Hence, interpreting a contemporary novel through theoretical frameworks rooted in Biblical narrative, Greek tragedy, and early anthropological research can unlock new dimensions of interpretation, thereby enriching and expanding the theoretical discourse. In this regard, this thesis examines Kazuo Ishiguro's Never Let Me Go (2005) through the lens of French historian and literary critic René Girard's theory of sacrificial violence, as articulated in his seminal work Violence and the Sacred (1979), with a particular emphasis on the concepts of sacrificial substitution, the surrogate victim, and mimetic desire. The analysis explores how the clones in the novel, created for the sole purpose of organ donation, embody Girard's surrogate victims and are thus subjected to systemic exploitation and dehumanization. Through a comprehensive analysis, this study seeks to establish that Never Let Me Go functions as an overarching sacrificial text, illustrating societal rituals enacted upon the clones. Furthermore, the thesis also proposes to unfold the myriad ways the institutionalized sites of violence -recovery and donation centers, Hailsham and the Gallery- central to the narrative, mask the brutality of the clones' treatment under the guise of care and benevolence. By analyzing the clones' mimetic desires and their relational dynamics, the thesis aims to explore how their struggles with identity, autonomy, and interpersonal relationships are rooted in their systemic objectification, leading to their alienation and a perpetual search for meaning in a world that denies them the capacity for self-definition.
