Tezler
Permanent URI for this communityhttps://gcris.yasar.edu.tr/handle/123456789/13677
Browse
Browsing Tezler by Language "en"
Now showing 1 - 20 of 1447
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 2009 yılında Moldova'da seçim sistemi prizması üzerinden protesto ve kitle medyalarının analizi(2021) Postıca, Sanda; Kızıltunalı, GizemBu tez, Moldova medyasının, Nisan 2009'da Moldova'da gerçekleşen parlamento seçimlerinin yol açtığı protestoları sunma biçimlerindeki etkisini değerlendirmektedir. AGİT Moldova Cumhuriyeti Misyonu'nun desteğiyle ADEPT tarafından yürütülen 'Seçim Ortamı 2009' çalışmasına ve Moldova medyasına ilişkin temel bulgularına dayanarak, (Seçimin tarafsız yansıtılmaması, iktidar partisini kayırma, hükümetin görüntüleri manipüle etme) tez, ana akım Moldova TV kanallarını yukarıda belirtilen perspektiflerden incelemektedir. Niteliksel yorumlamacı yaklaşım yöntemiyle hareket ederek, Moldova'da Nisan 2009 seçim döneminde medya kanallarının haberleri nasıl yansıttığını ve bu haberlerin Cumhuriyet'teki siyasi partilerin aleyhine olduğunu göstermek adına eleştirel bir analiz yürütür.Master Thesis 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde sosyal medya kullanımının incelenmesi(2018) Starke, Michelle; Atabek, ÜmitYedi haber kaynağının (beşi yerli ve ikisi uluslararası) Twitter profilleri, iki hafta süreci içerisinde analiz edildi. Tweetler, 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinden bir hafta önce ve bir hafta sonrasından alındı. İlk analiz, hangi konuların en sık ortaya çıktığını ve en önemli göründüğünü tespit etti. En çok hangi konuların tartışıldığına karar verdikten sonra tweet'ler doğal bir dil işleme sistemi olan VADER'a aktarıldı. VADER, tweet'lerin olumlu, olumsuz ya da tarafsız olup olmadığını ve her birinin hangi kategoriye (ya da kategorilere) girdiğini belirleyebildi. Amaç, bu popüler haber kaynaklarının 2016 ABD başkan adayları olan Hillary Clinton ve Donald Trump'ı nasıl tanıttığı ve seçimi çevreleyen bu iki hafta süreci boyunca en çok hangi konuların ele alındığı sonucuna varmaktı. Sonuç olarak, haber yayın organları, haberleri her zaman halkın beklediği şekilde bildirmemekte ve Twitter ortamı için gündemi belirlemektedir.Master Thesis 2020 salgını sırasında çok uluslu firmaların nitelikli göçmen kadın işe alım ve işe uyum amaçlı insan kaynakları pratiklerindeki değişimler(2021) Rehman, Malıha; Özeren, Emir; Bulut, ÇağrıAmaç - Tez, çok uluslu firmalarda 2020 salgını öncesi ve sırasında nitelikli göçmen veya kendi imkanları ile kendini geliştirmiş yabancı (ekspat) kadınların işe alım ve iş kültürüne entegre edilmeleri amaçlı insan kaynakları pratiklerini ortaya çıkarmayı amaçlar. Tasarım/metodoloji/yaklaşım – Gioia metodu ile gerçekleştirilen, kodların türetilmesi, tema ve boyuta göre sınıflandırılması için tematik analiz kullanılan kalitatif çalışma. Bulgular – Çeşitlilik ve katılımcılık çok uluslu şirketleri için önemli bir ilgi odağı haline gelmiştir, firmalar da firma dışı hisse sahiplerini tatmin etmek, organizasyonel verim ve yaratıcılığı elde etmek için değişim göstermiştir. Marka itibarı ve küresel etki için firmalar cinsiyet eşitliği ve azınlık haklarına önem veren pratiklere önem vermektedir. RBV teorisini kullanarak, iş gücünü çeşitlendirerek rekabetçi üstünlük elde etmek, üretkenlik, katılım ve yaratıcılığı arttırmak için çok uluslu firmaların kadın ve nitelikli göçmenleri içeren azınlıklardan istihdam etmek için büyük yatırımlar yaptıkları sonucuna vardık. Salgın sırasında, işyeri uyumu, işe alım ve personel yönetiminde önemli değişiklikler gözlemlenmiştir. Firmalar uzaktan çalışma, esnek saatler, zihinsel sağlık programları ve çevrimiçi işe alım süreçlerine uyum sağlamaktadırlar. İş pratiklerindeki bu değişiklikler nitelikli kadın göçmenler için yeni fırsatlar yaratacaktır. Anahtar kelimeler: İşe alım, işe uyum, katılım ve çeşitlilik, nitelikli göçmenler, COVID 19 salgınıMaster Thesis 2021 israil gazze çatışmasının çerçevelenmesi: Haaretz.com haberlerinin içerik analizi(2023) Raza, Zohaır; Melek, GizemIn this study, the aim was to observe the reporting pattern and methodology employed by Haaretz, an Israeli newspaper of international repute, during the 2021 Haram Al- Shareef conflict between the state of Israel, Hamas, Israeli far-right and Israeli minorities. This conflict was selected because of its peculiar nature due to its multi- faceted participation from all sides and not just Hamas. The observations were quantified using the content analysis measure for frames developed by Semetko & Valkenburg (2000a). The results revealed that, despite the rise in the usage of Imagefare (Image Warfare) by the conflicting parties, Haaretz did not shy away from criticizing the government and state institutions. It also employed reporters from Gaza to bypass the information blackouts by the Israeli Defense Forces (IDF), usually during the times of conflict. keywords: Framing, Media Coverage, Haram Al Shareef, Israel, Haaretz, IDF, Hamas, Arab-Israelis, Israeli-Far Right.Master Thesis 360 video ve geleneksel videonun teknik ve estetik yönlerden karşılaştırılması ve örnek bir sanal gerçeklik projesinin üretilmesi(2022) Kartelli, Ömer; Sönmez, SevcanIn this study, the technical and aesthetic differences of regular video which is using traditional narration methods, and 360 videos are discussed and compared. The effects on human perception and viewing experience are analyzed with two documentary projects produced in different formats. Comprehensive results are aimed to be reached from start to end of the project making process until it meets with the audience. The technical and aesthetic structures of the formats were compared, the scenario shooting setup of the same short documentary story was carried out in two different formats, the same sample was made to watch the documentary in two different formats and a survey was conducted, the questionnaires were evaluated and the impact measurement of 360 videos was made according to the traditional documentary work. As a result, the main inferences from the project realized with virtual reality technology in the data obtained are: Inferences were made on the main titles of virtual reality in terms of human-space relationship, virtual reality in terms of sustainability, virtual reality in terms of re-watching and interaction, and virtual reality in terms of sensory and emotional effect.Doctoral Thesis ± 45° dual polarized base station antenna enhanced with parasitic elements / Parazitik elemanlar ile geliştirilmiş ± 45° çift polarize baz istasyonu anteni(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2018) ORHAN MURAT KADAĞANBu tez, çapraz polarizasyon ayrım (ÇPA) değerleri artırılmış bir ± 45° çift polarize baz istasyonu anteninin tasarımı ile ilgilidir. Toprak düzlem üzerinde birbirine dik konmuş iki kompakt kıvrımlı dipolden oluşan anten tasarımına dikey parazitik elemanlar eklenmiştir. CST Microwave Studio programı ile tasarlanan anten, GSM 1800/3G/LTE bantlarını kapsayacak şekilde 1.71-2.69 GHz frekans aralığında VSWR ≤ 2 değerlerine sahiptir. Azimut düzleminde (ϕ = 0°) bant boyunca 120° açı hüzmesinde (± 60°) en az 0 dBi kazancı bulunan antenin, 1.71-2.4 GHz frekans bandında ± 60° için parazitik elemanlar olmadan en az 2 dB olan ÇPA değerleri parazitik elemanlar ile 10 dB seviyelerine çıkarılmıştır. Antenin ilk tasarımı, toprak düzlem üzerinde birbirine dik iki yatay düz dipol anten şeklindedir. Bu anten, önce mikrostrip balun ile beslenmiştir, ancak ÇPA değerleri beklenen sonuçlara ulaşmadığından görüntü teorisi kullanılarak, dikey parazit elementler eklenmiştir. Daha sonra, meander dipol yapısı anteni küçültmek için uygulanmıştır. Son olarak, baz istasyonu uygulamalarına göre, anten frekansları 1.71 GHz ve 2.69 GHz'e optimize edilmiştir. Tasarlanan ve optimize edilen anten laboratuvar ortamında üretilmiş ve ölçülmüştür. Port 1 ve Port 2 için geri yansıma kayıpları 10 dB 'den fazladır ve portlar arası izolasyon değerleri 20 dB'den fazla ölçülmüştür. Ayrıca, maksimum kazanç değerleri band boyunca 3 ile 7 dB arasında ölçülmüştür. Son olarak antenin ÇPA değerleri band boyunca en az 10 dB ölçülmüştür. This thesis is related with the design of a ± 45° dual polarized base station antenna with improved cross-polarization discrimination (XPD) values. Parasitic elements are added to antenna design formed by orthogonal two compact meandered dipole above ground plane. The antenna designed with CST Microwave Studio program has VSWR ≤ 2 within 1.71-2.69 GHz frequency band, which covers GSM 1800/3G/LTE bands. The antenna has minimum of 0 dBi gain in the beamwidth of 120° (± 60°) at azimuth plane (ϕ = 0°) along the band, and XPD values being minimum of 2 dB at 1.71-2.4 GHz for ± 60° without parasitic elements are improved to 10 dB with parasitic elements. This design initially had two horizontal straight monopoles on the ground plane perpendicular to each other. Afterwards, antenna with microstrip balun feed applied but the XPD values were not appropriate to expected results. Because of that, by using image theory, vertical parasitic elements were added to get appropriate XPD values. Later, meandered structure used to make antenna smaller. Finally, according to base station applications, antenna frequencies optimized to 1.71 GHz and 2.69 GHz. The designed and optimized antenna produced and measured in laboratory environment. Return losses for port 1 and port 2 are measured above the 10 dB and isolation between the port 1 and port 2 are measured above the 20 dB. In addition, the maximum gain values are measured between 3 dB and 7 dB in 1.71 GHz and 2.69 GHz frequency band. Finally, XPD values are measured more than 10 dB in bandwidth.Master Thesis 4G cep telefonları için anten tasarımı(2018) Okuyucu, Serdar; Seçmen, MustafaCep telefonu teknolosinin çoklu bant ve yüksek hızlı veri transmisyonunda katedilen gelişmeler, zengin içerikli mobil servislere ve yeni işlevselliklere olan artan talebi de beraberinde getirmiştir. Bu servislerin kullanıcılara sorunsuz bir biçimde sağlanması için, çoklu-bant ve geniş-bant karakteristiğine sahip antenlerin kompakt yapılı modern cep telefonlarının yapısına entegre edilmesi gerekmektedir. Bu tezde, çoklu-bant, rezonans frekansı control edilebilen bir ana anten ve alıcı diversity anteni hücresel ağ antenleri olarak tanıtılmıştır. 900 MHz ve 1800 MHz GSM frekanslarında çalışan ana anten elemanına ait özgül soğurma oranı, standart SAM ve anatomik olarak doğru olan kafa modelleri için simüle edilmiştir. Bu iki antene ek olarak, bir GPS anteni ile birlikte, 2.4 GHz ve 5.2 GHz frekanslarında çalışmak üzere tasarlanan iki ayrı WIFI anteni tanıtılmıştır. Ana anten, cep telefonunun alt kısmına konumlandırılmış bir PIFA anten elemanı olup, anten topraklaması değişken reaktans elemanları üzerinden yapılarak GSM, DCS, PCS, ve UMTS standartlarını kapsayan 790-960 MHz ve 1710-2690 MHz bantlarında çalışması sağlanmıştır. Diğer taraftan, diversity anten elemanı, 1710-2690 MHz bandında çalışmak üzere bir monopole anteni olarak tasarlanmıştır. Her iki antenin çalışma frekansına ayarlanmasında LDS teknolojisinin kullanılması önerilmiştir. Her iki antene ait çalışma frekansında simüle edilmiş ve ölçülmüş geri yansıma kaybı ve radyasyon paternleri verilmiştir. Ana anten ve diversity anten elemanlarında olduğu gibi, telefonun dış yapısını oluşturan metalik yapının bir kısmı, 1.575 GHz bandında çalışan GPS ve 2.4 GHz bandında çalışan WIFI antenleri olarak kullanılmıştır. Antenlerin ilgili çalışma bantlarına ayarlanması, telefonun arka tarafında bulunan plastik kapak üzerine entegre edilen LDS örnekleri ve uyumlama devreleri ile gerçeklenmiştir. Diğer taraftan, 5.2 Ghz bandında çalışan WIFI anteni, telefonun plastik arka kapağı üzerine inşa edilen bir PIFA elemanı ile herhangi bir uyumlandırma devresi kullanılmadan oluşturulmuştur. Bu antenlere ait simüle edilmiş ve ölçülmüş geri yansıma kayıpları ve radyasyon patternleri verilmiştir. Cep telefonlarına ait özgül soğurma oranlarının (SAR) parametrik bağımlılığının ayrıntılı bir incelenmesini takiben, standart kafa ve anatomik olarak doğru olan kafa modelleri yanında çalışan ana anten elemanının SAR karakteristiği simüle edilmiştir. Buna ek olarak, homojen bir el modelinin varlığının, anten performansı ve SAR dağılımı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sonuç olarak, yüksek frekans çalışma bandında anten çıkış gücünün düşük olmasından dolayı, düşük banttakine kıyasla daha düşük SAR değerleri elde edilmiştir. Ana anten elemanının telefon üzerindeki konumu, SAR dağılımı üzerindeki en etkili parametre olarak saptanmış olup, ana antenin telefonun üst kısmında konumlandırıldığı bazı durumlarda, standartlarca belirlenen azami SAR limit değerlerini aştığı saptanmıştır. Ayrıca telefon üzerine yerleştirilen bir homojen el modelinin de anten rezonans frekansında aşağı yönlü bir kaymaya sebep olduğu saptanmıştır.Doctoral Thesis A big data analytics based methodology for strategic market analysis / Büyük veri analitiği yöntemiyle stratejik pazar analizi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2019) MURAT ÖZEMREGünümüzün rekabetçi iş ortamı, şirketleri içinde bulundukları iş ortamları ile ilgili daha iyi tahmin yapmaya ve daha doğru kararlar almaya zorlamaktadır. Bu nedenle, stratejik pazar analizi şirketler için en kritik görevlerden birisi olmaktadır. Ancak, karar vericiler stratejik kararları vermeden önce ellerinde bulunan yüksek hacimli veriyi, farklı bakış açılarını da katarak iyice özümsemelidirler. Bu tez, Büyük Veri Analitiği kullanarak stratejik pazar analizi için bütünsel bir yöntem sunmaktadır. Sunulan yöntem, açık ticaret verilerinin kullanılması ve iki farklı makine öğrenme algoritması (Random Forest (RF) ve Yapay Sinir Ağları (YSA)) yardımıyla, ülkeler arasında ürün bazında ihracat hacmini tahmin etmektedir. Ardından, elde edilen sonuçlar stratejik pazar analizi yapmak için Boston Consulting Group (BCG) Matrisine dahil edilir. Önerilen metodolojinin etkinliğini göstermek için, İngiltere'ye buzdolabı ve dondurucu ihraç eden farazi bir Türk ve bir Çin şirketi üzerinde uygulanmıştır. Uygulamanın ardından elde edilen sonuçlara göre yönetsel çıkarımlar sunulmuştur. Today's competitive business environment forces companies to make better predictions and decisions for their business environments. Therefore, strategic market analysis is one of the most critical tasks for companies. However, business decision-makers should absorb the high volume of data with different views before making their strategic decisions. This dissertation presents a novel and holistic methodology for strategic market analysis by using Big Data Analytics. The proposed methodology of this dissertation employs two different machine learning algorithms, Random Forest (RF) and Artificial Neural Networks (ANN), to forecast the export volumes using an extensive amount of open trade data. Then, the forecasted values are included in the Boston Consulting Group (BCG) Matrix to conduct strategic market analysis. To demonstrate the effectiveness of the proposed methodology, two hypothetical case studies of a Turkish and Chinese company exporting refrigerators and freezers to the United Kingdom are considered and the managerial implications after implementing the proposed methodology are presented.Doctoral Thesis A comparative study of the road metaphor in American fiction in the novels on the road, revolutionary road and the road / Amerikan kurgusundaki yol metaforunun yolda, devrim yolu ve yol romanlarında karşılaştırmalı çalışması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2015) ŞAHSADE DİLAY AYDOĞDUBu çalışma Jack Kerouac'in Yolda (1957), Richard Yates'in Devrim yolu (1961) ve Cormac McCarthy'nin Yol (2006) romanlarını bir araya getirerek Amerikan kurgusundaki yol metaforunun yakın analizini yapmayı hedeflemiştir. Bu çalışma, sunulan üç yol romanının yolda olma kavramını ele alış şekillerine göre kıyaslayarak, yol metaforun algısına yeni alternatifler sunmak adına yürütülmüştür. Bahsedilen yol metaforu, genel olarak, mutluluk ve macera arayışı, özgürleşme durumu ve daha iyi bir özbenlik kavramına yönelik yapılan bir arayış olarak kabul gördüğünden, diğer olasılıklar metaforun tek taraflı bir değerlendirmeye tabi tutulmasının bir sonucu olarak arka planda kalmıştır. Kerouac, yolda olma durumunu maceracı bir anlatıma dönüştürerek, yol metaforunu yaygın olarak kabul gördüğü şekliyle ele alırken; Yates ve McCarthy yolun aslında durağanlık ve hayatta kalma savaşı gibi farklı amaçlara da hizmet edebileceğini göstermiştir. Son olarak, bu üç farklı Amerikan kurgu romanının yakın incelemesi, alternatif yaklaşımlar önererek ve yolda olmanın amacıyla ilgili karşıt elementleri ele alarak, yol romanına yaklaşımın değişmesine olasılık yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Kerouac, Yates, McCarthy, Yol metaforu, Amerikan This thesis aims to provide a close analysis of the road as metaphor in American fiction by combining three different road novels On the Road (1957) by Jack Kerouac, Revolutionary Road (1961) by Richard Yates and The Road (2006) by Cormac McCarthy. More precisely, this study is conducted to suggest new alternatives to the perception of the road metaphor by comparing these three road novels regarding to their approach to being on the road. Since the road metaphor is generally read as a search for joy and adventure, or as a journey of self- transformation, other possibilities for reading this trope are neglected. While Jack Kerouac presents an example of the road as a site of adventure and development, Richard Yates and Cormac McCarthy show how the road can serve alternate and contradictory purposes such as stasis and a battle for survival. Finally, the close analysis of these three American fiction novels gives rise to the possibility of changing critical approaches to the road metaphor by suggesting alternative readings and discusses different functions for the road novel. Key Words: Kerouac, Yates, McCarthy, Road metaphor, American fiction.Doctoral Thesis A comparative study of the sense of displacement and unbelonging in the novels: The Saint of Incipient Insanities and The Buddha of Suburbia / Araf ve Varoşların Budası romanlarındaki yerinden edilmişlik ve aidiyetsizlik hissinin karşılaştırmalı çalışması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2013) GÜLDEN KAZAZBu çalışma, yerinden edilmişlik ve aidiyetsizlik hissini Elif Şafak'ın Araf ve Hanif Kureishi'nin Varoşların Budası romanları doğrultusunda incelemektedir. Bu romanlar bir yandan sürgün, ev, arada kalmışlık ya da hiçbir yere ait olamama gibi kavramları sorunsallaştırırken bir yandan da aidiyet hissini gerçekleştirebilecek alternatif ev ve aile yapıları önerir. Göç ve melezlik temaları açısından zengin olan bu romanlar, sadece göçmenlerin değil onlarla iletişim içerisinde olan insanların da hayatlarını ve deneyimlerini anlatır. Bu yüzden, yerinden edilmişlik ve aidiyetsizlik hissini konu alan bu romanları çalışmak oldukça önemlidir çünkü bu romanlar bu hislerin sadece göçmenlere özgü olmadığını ve hatta sürgün ve göç yaşantılarının bile olumlu ve yapıcı etkilerinin olabileceğini gösterir.Bu çalışma, ilk olarak sürgün edilmişlik ve aidiyetsizlik hissini kuramsal metinlerin yardımıyla açıklamaya çalışır; daha sonra bu hislerin anlaşılması zor olan yerinden edilmişlik hissini nasıl ortaya çıkardığı yakın okumalarla sunulur. Göçmen olsun ya da olmasın, bu iki romandaki tüm karakterler bu hislerle bütünleşen ve sevilen bir evin, ailenin ya da vatanın yitimi ile ortaya çıkan melankolinin üstesinden gelmeye çalışırlar. Bazen de bu karakterler bir yitimin ardından oluşan bu melankoli hissinden dolayı yeme problemleri ile karşı karşıya kalırlar. Sonunda, bu iki romandaki karakterler aracılığıyla, yitim hissini yok edip doğduğu ve bulunduğu yere alternatif üçüncü bir yer oluşturabilmek için, farklı yaşam, ev ve aile yapıları tartışılıp, tanımlanır.Anahtar Kelimeler: Göç, yerinden edilmişlik, aidiyetsizlik hissi, ev kavramı, çokkültürlülük This thesis explores the sense of displacement and (un)belonging in the novels The Saint of Incipient Insanities by Elif Shafak and The Buddha of Suburbia by Hanif Kureishi. These are novels which problematize the notions of diaspora, home, being in between or out of place while suggesting new alternative home and family structures. Rich in disputes concerning migrancy and hybridity, the novels vividly depict the lives and experiences of not only migrants but also the people who have contact with them. Therefore, the novels provide insights into questions of displacement and (un)belonging and suggest that these are feelings which are not limited to migrants. Although these terms suggest the negative effects of diaspora, which have often been noted, these novels also stimulate us to think that there may be some constructive impacts of diaspora and migrancy as well.Firstly, the sense of displacement and (un)belonging are clarified with the help of theoretical texts; and then through a close reading of both novels, those feelings which also bring out the problematic sense of diaspora are examined. The characters of the novels (whether migrants or not) try to deal with the sense of melancholia which occurs after the loss of a beloved home, family and even nation and sometimes they need to cope with the eating problems which are also caused by the same sense of melancholia. Finally, different strategies to compensate for the loss of home and to produce a ?third space? in order to survive are discussed alongside the attempts to establish alternative life or family structures.Key Words: Migrancy, displacement, the sense of (un)belonging, the notion of home, multiculturalismDoctoral Thesis A comparative study of Turkey and Turkishness as a subject of English language fiction in the novels of The Shirt of Flame and Birds Without Wings / İngiliz dilinde bir kurgu unsuru olarak Türkiye ve Türklük kavramlarının Ateşten Gömlek ve Kanatsız Kuşlar romanlarında karşılaştırmalı çalışması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2013) DERYA BADEMKIRANBu çalışma Halide Edip Adıvar?ın Ateşten Gömlek (1924) ve Louis de Bernieres?in Kanatsız Kuşlar (2004) romanları ışığında İngiliz dilinde bir kurgu unsuru olarak Türkiye ve Türklük kavramını incelemektedir. Bu çalışma özellikle kurgunun Türk milli kimliğinin gelişimindeki, bu kimliğin sorgulanmasındaki ve bu kimliğin hâlihazırda devlet eliyle oluşturulmuş haline alternatif sunmaktaki rolünü değerlendirmektedir. Bu iki roman Anadolu?da Osmanlı İmparatorluğu?nun Türkiye Cumhuriyeti?ne dönüşümünü tarihi ve siyasi açılardan kurguladığından, bu çalışmanın bir diğer amacı da romanların Türkiye?nin çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu?ndan çıkıp bir ulus devlet olarak kuruluşunu nasıl betimlediğini göstermektir. Bu çalışma, her iki roman üzerinde yapılan incelemeler ışığında, Adıvar?ın otobiyografik eserleri ve erken Türkiye tarihine dair makaleleri referans alarak, dönemin iki yazar tarafından sunuluşlarındaki farklılıkları inceler ve her ikisi de İngilizce olarak İngilizce konuşan kitle için yazılmış bu tarihi anlamda farklı metinlerin olası tartışma yaratıcı işlevini araştırır. Ateşten Gömlek? in hikâyesi Türklerin emperyalist güçlere karşı savaşını meşrulaştırmaya ve yeni tanımlanmış Türklük kavramını Türk bakış açısından dünyaya tanıtmaya çalışırken, de Bernieres modern, İngiliz dili okuyucusuna Osmanlı tarihinin son, Türkiye tarihinin ilk yıllarını, savaşı ve Türk ulusunun doğuşunu Osmanlı?nın son döneminin çok kültürlü dokusunun yok oluş sebebi olarak sunarak kültür, etnik köken ve din çeşitliliğini yücelttiği bir tür fantezi olarak romanlaştırmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma Adıvar ve Bernieres?in metinlerinin Türkiye?nin gerçek tarihinden ziyade bireysel, kurgusal bir Türkiye?yi bir arzu nesnesi olarak ifade ettiklerini savunur. Anahtar Kelimeler: Adivar, de Bernieres, Türklük, Çok kültürlülük, Türk milliyetçiliği, Türk romanı This thesis explores the concepts of Turkey and Turkishness as subjects of English language fiction by analyzing two novels The Shirt of Flame (1924) by Halide Edip Adıvar and Birds Without Wings (2004) by Louis de Bernieres. More specifically, this study will assess the role of fictions in the development of a Turkish national identity, in questioning that identity, of presenting alternatives to the common and state-sponsored vision of that identity. Since these two novels fictionalize the historical and political transformation of the Ottoman Empire into the Turkish Republic in Anatolia, another purpose of this study will be to demonstrate how the novels dramatize the establishment of Turkey as a nation state out of multi-cultural Ottoman Empire. Through close readings of each novel, and from autobiographical works of Adıvar and early Turkish history, this thesis explores the differences in the fictional representation of the period between the two writers and also investigates the potential polemical functions of these two historically different texts, both composed in the English language for an English speaking audience. While the narrative in The Shirt of Flame works to legitimate the rebellion of Turkish people against Imperial powers and to introduce the new defined Turkish subject to the world through Turkish perspective, de Bernieres? fiction functions as a kind of fantasy presented to contemporary English speaking readers in which he values diversity of the cultures, ethnicities and religions of the late-Ottoman period by problematizing the war and the emergence of the Turkish nation. Subsequently, this thesis discusses that Adıvar and Bernieres? texts are the expressions of their individual, fictional perspectives on Turkey as an object of desire. Key Words: Adivar, de Bernieres, Turkishness, Multiculturalism, Turkish nationalism, Turkish novel.Doctoral Thesis A comparison of the performance of ensemble classification methods in telecom costumer churn analysis / Telekomünikasyon sektörü müşteri ayrılma analizinde birleştirmeli sınıflandırma yöntemleri performanslarının karşılaştırması(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2016) GÖKÇE KALABALIKVeri madenciliği, saklı bilgiyi ortaya çıkarmak için büyük veri kümelerini analiz etme sürecidir. Sınıflandırmaya dayanarak yapılan müşteri ayrılma analizi veri madenciliğinin en yaygın uygulama alanlarından biridir. Bu analiz, telekomünikasyon servis sağlayıcılarını değiştirme eğilimi gösteren müşterilerin tutumunu tahmin etmekte kullanılır. Böylelikle, bu müşteriler için özel kampanyalar oluşturulabilir. Günümüzde, ayrılacak müşteriler iş hayatını etkileyen en önemli problemlerden biridir. Müşteri ayrılma analizinin esas amacı müşterileri iki tipte sınıflandırmaktır. Bu iki tip müşteri; şirketten ayrılanlar ve şirketle işlerini yürütmeye devam edenlerdir. Gelecekte şirketten ayrılma eğilimi olan müşterileri saptamak için geçmiş verilere dayalı tahmin edici modeller geliştirilebilir. Bununla birlikte, sınıflandırma yöntemlerinin sayısı arttığından dolayı müşteri ayrılma analizi tahmini uygulamaları için uygun sınıflandırma yöntemlerini belirlemek daha da zor bir hal aldı. Telekomünikasyon sektöründe müşteri ayrılma analizi tahmininde, geleneksel istatistiksel tahmin yöntemleri çoğunlukla kullanılmaktadır. Bu tez, çoklu makine öğrenmesi algoritmalarının, birleştirmeli sınıflandırma yöntemlerini mevcut tahmin etme metotlarının ölçü doğruluğunu artırmak için kullanarak birleştirilmesini inceler. Başlıca amaç, bagging, boosting ve random forest birleştirmeli sınıflandırma yöntemlerini kullanarak telekomünikasyon sektöründe müşteri ayrılma yönetimi sınıflandırma sonuçlarının değerlendirmeye alınmasıdır. Yaygın bagging, boosting ve random forest tekniklerinin performansını değerlendirmek için Weka yazılım aracı kullanılmıştır. Sonuçlar sınıflandırma doğrulukları ve diğer ölçülerde makul iyileşmelere işaret etmektedir. Sonuçlara dayanarak, iyi bir sınıflandırma tabanı ile kullanılan birleştirmeli sınıflandırma yöntemlerinin müşteri ayrılma analizi tespitinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bu tez; bu konuları, uygulamalarını ve sonuçlarını içeren sekiz bölümden oluşmaktadır. Anahtar sözcükler: Veri Madenciliği, Müşteri Ayrılma Analizi, Telekomünikasyon Sektöründe Müşteri Ayrılma Analizi, Sınıflandırma, Birleştirmeli Sınıflandırma Yöntemleri, Bagging, Boosting, Random Forest Data mining is used to analyze mass databases in order to discover hidden information. Churn analysis based on classification is one of the most common applications of data mining. It is used to predict the behavior of customers who are most likely to change the provided telecom service. In this way, specific campaigns can be created for them. Customer churn is one of the most significant problems that affect business nowadays. The main purpose of churn prediction is to classify the customers into two types. These two types are customers who leave the company and customers who continue doing their business with the company. In order to identify future churners, predictive models based on past data can be developed. However, it has become more difficult to assess the proper classification methods for churn prediction applications since the number of classification models have also increased. In the area of telecom churn prediction, conventional statistical prediction methods are used mostly. This thesis examines combining multiple machine learning algorithms using ensemble methods to increase the accuracy measures of the existing prediction methods. The major aim is to evaluate classification results in telecom customer churn management using bagging, boosting, and random forest ensemble classification methods. Weka software tool has been used to evaluate the performance of common bagging, boosting, and random forest techniques. The results indicate moderate improvements in classification accuracies and other measures. Based on the results, it can be said that ensemble methods with a good base learner are efficient in churn classification. This thesis comprises of eight sections which include these subjects, their applications, and the results. Keywords: Data Mining, Churn Analysis, Telecom Churn, Classification, Ensemble Methods, Bagging, Boosting, Random ForestDoctoral Thesis A critical analysis on the translations of the short stories the Cask of Amontillado and the Fall of the House of Usher by Edgar Allan Poe / Edgar Allan Poe'nun Amontillado Fıçısı ve Usher Evinin Çöküşü hikayelerinin çevirisi üzerine eleştirel bir inceleme(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2010) ASLI SELCENÇeviribilim alanında geliştirilen kuramlar, farklı türde metinlerin farklı gereksinimlerini karşılamak amacıyla çeviri eylemi sırasında takip edilmesi gereken adımları belirleyerek çeviri eleştirisinde farklı yaklaşımlar ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan, benimsenen kurama bağlı olarak çevirmenin görevi ve yaklaşımı da tanımlanmaktadır. Hans J. Vermeer'in skopos kuramı işlevsel çeviri bağlamında erek odaklı kuramlardan bir tanesidir.Üç bölümden oluşan bu çalışma, skopos kuramını ayrıntılı bir şekilde irdelemekte ve gelecek çalışmalara ve bu kuram bağlamında yapılacak edebi metin çevirilerine ışık tutmak amacıyla çeviri eleştirisi üzerinde yoğunlaşmaktadır.Birinci bölümde, kuramsal kavramlara temel oluşturması bakımından işlevsel yaklaşımlara kadar çeviri bilimin gelişme süreci incelenmekte; ardından, skopos kuramının gerekli özellikleri ele alınmaktadır.İkinci bölümde, bu çalışma için seçilen kısa hikâyelerin yazarın biçemi hakkında bilgi verilmekte ve kuramsal incelemeyi desteklemek için hikâyelerin kısa bir edebi incelemesi yapılmaktadır.Son bölümde ise, seçilen kısa hikâyelerin çevirileri skopos kuramının çeviri eleştirisi düzeni çerçevesinde irdelenmektedir.Anahtar Kelimeler: Skopos Kuramı, İşlevsel Çeviri, Erek Metin, Kaynak Metin Theories developed in translation studies bring out different approaches on translation criticism so as to meet the different requirements of different text types during the act of translation by proposing appropriate steps to be followed. On the other hand, the role and attitude of translator is defined depending on the adopted theory. Hans J. Vermeer?s skopos theory is one of the translation studies focusing on the target in terms of a functional translation.This study including three parts examines thoroughly the concepts of skopos theory and concentrates on translation criticism with a view to shed light on the further studies on this subject or translations of literary texts within this theory.In the first part, the development process of translation studies up to functional approaches are examined for constructing a basis for theoretical concepts. Then, the necessary features of skopos theory are depicted.In the second part, information about the style of the author of the selected tales for this study is given, and a brief literary analysis of the tales is made for supporting the theoretical analysis.In the last part, translations of the selected tales are analyzed within the framework of the translation criticism steps of skopos theory.Key Words: Skopos Theory, Functional Translation, Target Text, Source TextMaster Thesis A deep reinforcement learning modelling approach for (s, S) inventory control problem / Envanter yönetimi için derin takviyeli öğrenme yaklaşımı(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) GÜRAY KILINÇBu tezde, tek kademeli tedarik zinciri ağında envanter optimizasyonunu yöneten derin takviyeli öğrenme (DRL) ajanlarının performansı incelenmiştir. DRL'de, akıllı ajan, bu ağın toplam kârını en üst düzeye çıkarmak için her bir zaman adımında ne kadar sipariş verileceğini belirlenir. Ayrıca, yeniden sipariş noktası (s) ve en yüksek envanter düzeyi (S) bir algoritma yardımı ile bulunarak statik bir model geliştirilmiştir. Ardından, bir öğrenme ortamında bu seviyelere karar vermek için bir DRL algoritması olan derin Q-Networks (DQN) kullanan bir ajan eğitilmiştir. İki yaklaşım, farklı senaryolar altında karşılaştırılmış ve sonuçlar DRL yaklaşımının statik (s, S) politikasından daha iyi performans gösterdiği gözlemlenmiştir. In this thesis, deep reinforcement learning (DRL) is applied to an inventory control optimization problem in a single-echelon supply chain network. In the DRL approach, intelligent agents determining how much to order in each time step to maximize the total profit of the network is determined. Also, a static model is developed in which the optimal reorder points (s) and the optimal order-up-to levels (S) are calculated by a mathematical model. Later, an agent with deep Q-Networks (DQN) by a DRL algorithm is trained to decide those levels in a learning environment. The two approaches are compared under different scenarios and the results show that the DQN agent outperforms the static (s, S) policy under a stochastic environment.Master Thesis A framework for bus spare parts inventory management in public transportation / Toplu taşımada bir otobüs yedek parça envanter yönetimi çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2024) İLKER MUTLUEnvanter yönetimi kaynakların doğru kullanılması, faaliyetlerin devamlılığı ve taleplerin karşılanması için firmalar için gereklidir. Özellikle bakım, tamir ve yenileme için kullanılan yedek parçaların hizmet sağlayıcı firmaların hizmetlerinin aksamaması adına ihtiyaç anında hazır bulunması gerekir. Ancak, fazla tutulan stoklar firmanın kaynaklarını yanlış kullanması, diğer yandan eksik tutulan stoklar taleplerin karşılanmaması ve hizmetin aksaması anlamına gelmektedir. Bu yüzden stokları düzgün yönetebilmek firmalar için önemlidir. Bu tezin amacı, doğrudan temin ve ihale olmak üzere iki farklı stok yenileme metoduna sahip otobüslü toplu taşıma hizmeti veren bir firmada, kullanılan yedek parçaların yönetilmesi için bir envanter yönetim çerçevesi oluşturmaktır. Bu amaç için doğrudan temin için (R, s, S), ihale için (n, Q) şirketin doğasına uygun olarak envanter politikaları belirlenmiştir. Yedek parçalar ABC analizi yapılarak önem ve değerine göre sınıflandırılmıştır. Parçaların zaman serine bağlı talep tahmini Holt Winter's algoritması ve yaş faktörü içeren gelişmiş makine öğrenmesi Destek Vektör Regresyonu algoritması ile WEKA programı kullanılarak yapılmıştır. İki talep tahmini yöntemi de talebin yapısını yakalayıp düzgün sonuçlar vermiştir. Son olarak mevcut sistemin ARENA Simülasyon Yazılımı kullanılarak modeli oluşturulmuş politikalar uygulanıp testler ve doğrulamalar yapılmıştır. Yapılan deneylerin sonucunda, önerilen envanter politikasıyla ortalama eksiklik ve elde tutma değerlerinde büyük iyileştirmeler gözlenmiştir. Inventory management is necessary for companies to ensure the correct use of resources, continuity of activities, and meeting demands. Spare parts, especially those used for maintenance, repair, and renewal, must be available when needed to avoid disrupting service providers' services. However, excessive inventory means the company is wasting resources, while understocked stocks mean unmet demand and service disruption. Therefore, companies need to manage stocks properly. This thesis aims to propose a framework for the inventory management of spare parts used in a company that provides bus public transportation services with two different stock replenishment methods: direct supply and tender. For this purpose, inventory policies were determined for direct procurement (R, s, S) and for tender (n, Q) depending on the nature of the company. ABC analysis classified spare parts according to their importance and value. Demand forecasting of spare parts based on time series was made using WEKA software program with advanced machine learning Support Vector Regression algorithm and Holt Winter's method. Both demand-forecasting methods captured the structure of demands and made similar and accurate forecasts. Finally, the existing system was modeled using ARENA Simulation Software, policies were implemented, and tests and verifications were made. As a result of the simulation experiments, it was observed that the proposed policy made improvements in the average holding and average shortage values.Master Thesis A framework for capacity expansion planning in failure-prone flow-networks via systemic risk analysis / Kopmalara eğilimli akış ağlarında sistemik risk analizi ile bir kapasite artış planlama çerçevesi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) NAZLI KARATAŞ AYGÜNBu tezde, arz, talep ve aktarma düğümleri ile aralarındaki kenarlardan oluşan kopmalara eğilimli akış ağlarında, belirli bir hizmet seviyesini garanti etmek için bir kapasite artış plan çerçevesi öneriyoruz. Problemin amacı, en düşük maliyetli kapasite artış planlamasını bulmaktır ve problem genel bir rassal optimizasyon modeli olarak formüle edilmiştir. Modelimiz yapı itibariyle, çeşitli gerçek hayat uygulamalarına uyum sağlayan maliyet fonksiyonlarına izin vermektedir. Bu çalışmada kullandığımız maliyet fonksiyonu, direk maliyet ve gelecek risk maliyetlerini birlikte düşünür ve doğrusal olmayan bir yapıya sahiptir. Problemin olurlu bölgesi, karşılanmayan toplam talebin belirli bir seviyenin üstüne çıkma olasılığının belirlenmiş bir risk sınırından küçük olması ile tanımlanmıştır. Bu kısıtın bağlı olduğu sistemik risk ölçütü, sistem bileşeni özelindeki geleneksel risk ölçütü yerine, sistemsel operasyonlara bütüncül bir bakış açısı sağlar ve karşılanamayan toplam talep riskini hesaplar. Bu tarz bir sistemsel analiz ihtiyacı, sistem elementleri arasındaki karmaşık ve doğrusal olmayan ilişkilerden doğmuştur. Sistemik risk, sistemlerdeki ilk kopmalar ve bu kopmaların sistem genelinde artarak ilerlemesinden kaynaklanmaktadır. Karşılanamayan talebin dağılımı, Izgara Üzerinde Arama Algoritması içinde yer alan ve başlangıçtaki kopmaların, arz ve talep miktarlarının rassal doğası kullanılan simülasyonlarla hesaplanmıştır. En düşük maliyetli kapasite artışı ise, bir sürü tabanlı sezgisel algoritma olan Diferansiyel Evrim Algoritması kullanılarak hesaplanmıştır. Bu çalışmada sunduğumuz metodoloji, finansal sistemler, elektrik ağ sistemleri ve tedarik zincirleri gibi çeşitli alanlara uygulanabilir. Yaklaşımımızı orta büyüklükte genel bir akış ağına uyguladık. Buna ilaveten, sistem parametrelerinin olurlu bölge ve en düşük maliyetli optimal çözüm üzerindeki etkilerini araştırmak için kapsamlı bir sayısal çalışma yürüttük. We propose a capacity expansion framework to guarantee a certain service level in failure-prone flow-networks composed of supply, demand and intermediate nodes, and arcs in between. We formulate the problem as a general stochastic optimization model to minimize the total cost of additional edge capacities. Our model allows considering different cost structures corresponding to the nature of different real-life applications. We consider a non-linear cost structure that captures both the immediate cost of investment and the cost of future risk. The feasible region is composed of the additional edge capacities that satisfy a probabilistic constraint (certain service level) which is the probability of total demand-not-satisfied is greater than a predetermined level is less than a risk threshold and a boundary constraint which is the additional edge capacities are greater than or equal to 0. These constraints are based on a systemic risk measure. Systemic risk measure, in contrast to traditional risk analysis on the component level, captures a holistic view of the system-wide operation and calculates the risk of unsatisfied demand. The requirement for system-wide analysis arises from the complex and nonlinear relationship between components of the system. Systemic risk is due to initial edge failures and the cascade of these failures throughout the system. Due to the stochastic nature of initial failures and certain supply and demand nodes, the distribution of unsatisfied demand is calculated via simulations embodied within a Grid Search Algorithm that identifies the feasible region. Cost-optimal edge capacity expansion is computed by a population-based heuristic optimization algorithm, namely, Differential Evolution. Our methodology can be applied to numerous fields including financial systems, power systems and supply chains. We apply our proposed framework to a medium-size general flow-network, and conduct a comprehensive numerical study to investigate the effects of system parameters on the feasible region and optimal solution.Doctoral Thesis A framework for improving energy efficiency in municipality buildings / Belediye binalarında enerji verimliliğinin geliştirilmesi için bir çerçeve(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2017) ELİF ESRA AYDINTürkiye Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı'na göre, enerji dağıtım talebi, binaların toplam enerji tüketiminin % 35'ini oluşturduğunu ve küresel CO2 emisyonlarının kabaca %25'ine neden olduğunu göstermektedir. Bu bilgiye dayanarak, 2007 yılından beri, belediyeler tarafından, karbondioksit emisyonunun 2020 yılına kadar en az % 20, 2030 yılına kadar da en az % 40 oranında azaltılması çalışmaları dünyanın her yerinde uygulanmaya başlanmıştır. Belediye Başkanları Küresel Sözleşmesi bağlamında, bölgesel ve yerel yönetimler Avrupa Birliği (AB), projelerinin vizyonunu, sonuçlarını ve deneyimlerini paylaşarak iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda endişe duymaktadır. Türkiye bir ortak olarak, 10 belediyede sınırları içinde CO2'de % 20'lik bir azalma hedefine ulaşmayı ve bu hedefi aşmayı hedefliyor; bunlardan ikisi büyükşehir ve sekizi ilçe belediyeleridir. Bunun yanı sıra, belediye binaları toplumla daha etkileşimli ilişkilere sahip oldukları için diğer kamu binalarından ayrılıyor. Belediye binalarının önemi açıktır ki; bu bölgelerde yaşayan vatandaşlar için en iyi örnek yapılardır. Bu nedenle, bu çalışmanın odak noktası, ofis tipi bina olarak çalışan belediye idari binalarıdır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de belediye binalarının program gereksinimleri ve enerji tüketim standartları için bir çerçeve oluşturmaktır. Bu anlamda, henüz inşa edilmemiş olan belediye binaları için enerji verimliliği performansının iyileştirilmesi için bir kılavuz, simülasyon aracı yardımıyla incelenmiştir. Bu incelemeyle ilgili, tez sorusu, belirli iyileştirmelerden sonra ne kadar enerji verimliliği kazanıldığına yönlendirilmiştir. Tezin üç amacı vardır, (1) belediye binalarının optimum program ihtiyaçlarını bulmak, (2) bir enerji tüketimi standardı belirlemek ve (3) İzmir, Türkiye'de ki örnek bina simulasyonları aracılığıyla mimari tasarım parametrelerini değiştirip enerji verimliliği seviyesini değerlendirmek. Sonuç olarak, tez, tasarım aşamaları ile ilgili olarak herhangi bir belediye binasının performansa dayalı tasarımı için bir çerçeve sunmaktadır: Erken Tasarım Aşaması: Belediye binalarının erken tasarım aşamaları için rehber olarak her belediye türü alanı için bir tasarım programı oluşturmak. Her belediye türü için bir bina programı elde etmek için bir kaynak anket analizi yapılmıştır. Bu analiz 1985-2015 dönemi için 22 belediye binası mimari yarışmasının değerlendirilmesi ile elde edildi. Bina programları, yarışmaların şartname ve standartların karşılaştırmasıyla oluşturulmuştur. Tasarım Aşaması: İzmir için belediye binaları anketi, enerji tüketiminin araştırılması ve sınırlandırılmasına ilişkin bir örnektir. Sekiz belediyeyle bireysel temas yardımı ile anket yöntemi kullanılmış ve belediye binaları için ortalama bir elektrik tüketimi belirlenmiştir. Gelişmiş Tasarım Aşaması: Enerji performans parametrelerinin simülasyonu ile ideal bir model olarak enerji verimliliğini değerlendirmek. Örnek bina, İzmir'de mimari yarışma projesi aracılığıyla tasarlanan Konak Belediye Binası olarak kararlaştırılmıştır. Simulasyon aracı, enerji performans parametrelerini (cam çeşitleri, pencere / duvar oranı, duvar tipi, yönlendirme, gölgelendirme cihazı) değerlendirmek için OpenStudio olarak seçilmiştir. Tez, bu konuların tümünü içeren altı bölümden oluşmaktadır. Anahtar sözcükler: enerji verimliliği, belediye binası, bilişimsel araçlar, simülasyon, OpenStudio, performansa dayalı tasarım, sürdürülebilirlik According to National Energy Efficiency Action Plan for Turkey, energy distribution demand illustrates that the buildings account for 35% of total energy consumption and cause roughly 25% of global CO2 emissions. In the highlight of this knowledge, since 2007 the Covenant of Mayor's projects have begun to be implemented all over the world by municipalities to reduce CO2 emissions at least by 20% by 2020 and at least 40% by 2030. Regional and local authorities in the European Union (EU) are concerned with adapting to climate change by sharing their project's vision, results and experiences; namely in the context of the Global Covenant of Mayors. Turkey, as a partner, has recently aimed to reach and exceed the objective of a 20% reduction in CO2 within the boundaries of their districts in 10 municipalities; two of them metropolitans and eight of them districts. Besides that, the municipality buildings dissociates from other governmental buildings as having more interactive relations with the community than others. The significance of municipality buildings are obvious; these are the best-case example for citizens who live in that district. Therefore, the focus of this study is on the municipality administrative buildings working as office type building. The aim of this study is to ascertain a framework for programmatic requirements and energy consumption standards of municipality buildings in Turkey. In this sense, a guide for improvement of energy efficiency performance for the municipality buildings, that have not been built yet, have been studied with the help of simulation tool. Regarding to the track, the question of the thesis has been directed as what amount of the energy efficiency is gained after specific improvements. Considering all, three goals of the thesis are (1) to find the optimum program necessities of municipality buildings, (2) to set an energy consumption standard and (3) to evaluate energy efficiency level by alterning architectural design parameters by simulations of case building in İzmir, Turkey. Consequently, the thesis provides a framework for performance based design of any municipality building regarding to the design phases: Early Design Stage: to create a design program for each type of municipality total areas as a guide for the early design stage of municipality buildings. A bibliographic survey analysis has been used to obtain a building program for each type of municipality. This analysis has been obtained by assessing 22 municipality building architectural competitions in the 1985-2015 period. The building programs have been created by competitions' specifications and standards comparison. Design Stage: For İzmir, municipality buildings' survey is a sample of the investigation and limitation of energy consumptions. The help of personal contact has used questionnaire survey method with eight municipalities, and an average electricity consumption has been set for municipality buildings. Advanced Design Stage: to evaluate energy efficiency by the simulation of energy performance parameters' impact as an ideal model. The case building has been decided as Konak Municipality Building designed by the architectural competition project for İzmir. The tool has been chosen as OpenStudio to evaluate the energy performance parameters (glazing type, window to wall ratio, wall type, orientation, shading device). The thesis consists of six chapters that include all of these subjects. Keywords: energy efficiency, municipality building, computational tools, OpenStudio, simulation, performance-based design, sustainabilityDoctoral Thesis A framework for integrating lean management and high involvement work practices / Yalın yönetim ve yüksek katılım sağlayıcı iş sistemleri: Bütünleştirici bir çerçeve(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2020) BURAK İZCİGünümüzde yönetim sistemlerinde gerekli iyileştirmeleri ve yenilikleri sağlamanın önemli yollarından biri, süreçleri olabildiğince yalın hale getirmektedir. Bu nedenle, tedarikçiler, müşteriler ve içsel süreçlerde değişkenliği ve israfı azaltma amacını taşıyan bütünleşik sistemler olarak yalın yönetim uygulamaları birçok işletme tarafından benimsenmektedir. Ancak, bu uygulamaların teknik ve mühendislik boyutları yazında genişçe incelenip tartışılırken, örgütün insan kaynakları yönetimi özellikleriyle olan ilişkisi yeterince anlaşılamamış ve insan odaklı bir perspektif yeterince geliştirilememiştir. Bu çalışmanın amacı, çok-uluslu bir üretim firmasının Türkiye şubesinde yalın yönetim sistemlerinin nasıl tasarlandığını ve uygulandığını incelemek ve bu uygulamaların örgütün İK sistemiyle, özellikle de yüksek katılım sağlayıcı iş uygulamalarıyla ilişkisini ortaya koymaktır. Bunun için 20 yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler hem nitel hem nicel olarak analiz edilmiştir. Bulgular, çalışanların yürütülen yalın yönetim uygulamalarından, özellikle de takım çalışması, beraber problem çözme ve iletişim mekanizmalarından memnuniyetini göstermektedir. Yalın yönetim uygulamalarının olumlu sonuçlarının özellikle çalışanın işe daha fazla katılımını sağlayan mevcut İK süreçleriyle ve örgüt kültürüyle yakından bağlantılı olduğu görülmüştür. Öte yandan, işe alma, eğitim, iş tasarımı ve performans değerlendirme süreçlerinde önemli eksikler saptanmıştır. Gelecekteki çalışmalar, farklı yöntemler ve örneklemler kullanarak bu ilişkileri daha derinden araştırabilir ve test edebilir. Anahtar kelimeler: Yalın yönetim, İKY, yüksek katılım sağlayıcı iş sistemleri, örgüt kültürü Today, providing improvements in management systems is to make the processes as lean as possible. For this reason, lean management has been widely adopted which represents an integrated system for reducing supplier, customer, and internal variability. However, there is a lack of understanding about how lean management links to organizational HRM context and human-related perspectives as opposed to the widely covered technical and engineering aspects of lean implementations. The purpose of this study is to investigate how lean management system is designed and implemented in a Turkish plant of a multi-national production company with respect to the availability of enabling HR practices and high involvement work practices (HIWPs). To this end, 20 structured interviews were conducted with the company employees and the data was analyzed both qualitatively and quantitatively. The findings indicate a general satisfaction of employees about the ongoing LM applications, especially concerning working in teams, collective problem solving and communication mechanisms. It is also found that the positive outcomes of these practices were realized mostly through the support of specific HR policies and structures as well as the particular organizational culture, letting employees more involved in the system. However, important shortcomings in recruitment, training, job design and performance evaluation processes were also identified. Future studies can investigate and test these relationships in more depth by using different methods and samples. Keywords: Lean management, HRM, high performance work practices, organization cultureMaster Thesis A generative urban configuration model: Optimization of sky view factor and open spaces / Üretken kentsel form modeli: Gökyüzü görüş faktörü ve açık alan optimizasyonu(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2022) ELİF HAZAL OKURKentsel morfoloji, kentsel iklim, dolayısıyla küresel iklim değişikliği üzerinde önemli bir role ve etkiye sahiptir. Bir kentsel alanda, kentsel arazi kullanımı, yapı yoğunluğu, açık alanlar ve yapı kütleleri ile kentsel boşluklar arasındaki düzenleme kentsel dokuyu belirlemektedir. Yüksek yapı yoğunluğuna sahip kentsel alanlar, arzu edilmeyen kentsel ısı adalarının (KIA) oluşmasına sebep olur. Kentsel ısı adası etkilerinden kaçınmak veya bu etkileri en aza indirmek için, kentsel dokuyu şekillendiren kentsel tasarım kararları alınırken hiç olmadığı kadar dikkatli düşünülmelidir. Kentsel ısı adası etkilerinin en aza indirilmesi ve binalarda enerji verimliliğinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Ancak, enerji verimliliğini bina ölçeğinde sağlamaya çalışmadan önce, kentsel form üzerinde yapılacak değişikliklerle kentsel ısı adası yoğumluğunu minimize etmek mümkündür. Bu çalışma, kent morfolojisinden etkilenen ve kentsel ısı adası yoğunluğunu hesaplamada kullanılan gökyüzü görme faktörünü kullanarak hesaplamalı tasarım yöntemi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Hesaplamalı yöntemler sayesinde, tasarımcılar tasarımlarının ne tür sonuçlar doğurabileceğini önceden görebilme şansına sahiptirler. Bu çalışma, tasarım sürecinde oldukça zorlayıcı olan karar verme aşamasında, tasarımcılara sürdürülebilirlik yönünden bir bakış açısı kazandırmayı amaçlayan bir hesaplamalı tasarım modeli oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında geliştirilecek olan model, modelde kullanılacak tasarım kriterlerinin belirlenmesi, gökyüzünü görme faktörü ve Anahtar Kelimeler: kentsel tasarım, hesaplamalı tasarım yöntemi, kentsel ısı adası, gökyüzü görüş faktörü, üretken model Urban morphology has a significant role and a considerable impact on urban climate, thus on global climate change. Urban land use, building density, the presence of open spaces, and the arrangement between building masses and urban voids in an urban area identify the urban fabric. The high-density urban areas generate an urban heat island (UHI) effect that is not desired. To avoid or minimize UHI effects, the urban design decisions that shape urban fabric have to be thought out more carefully than ever before. It is vital to minimize UHI effects and provide energy efficiency for the buildings. But before considering energy efficiency on a building scale, it is possible to minimize the urban heat island intensity just with the changes to be applied to the urban form. This study aims to develop a computational model by using the Sky View Factor (SVF) value which is used to calculate the urban heat island intensity and works with it reciprocally. The Sky view Factor also is affected by urban morphology. At the end of the study, it is expected to achieve a tool to assist in deciding the design criteria early in the design process. Due to the computational methods, designers have a chance to see in advance what kind of outcomes their designs will be. Therefore, this study focuses on creating a computational design method that will be able to provide a sustainable perspective to urban planners and architects in the challenging design decision-making process. The model developed in this study is based on the selection of design criteria to be used on the model, mathematical definition of SVF and UHI intensity calculation, and optimization process. Keywords: urban design, computational design, urban heat island, sky view factor, generative modelDoctoral Thesis A guideline proposal for acoustic issues in sustainable building assesment tools office case / Ofis binalarında sürdürülebilir bina değerlendirme sertifikaları için akustik amaçlı kılavuz önerisi(Yaşar Üniversitesi / YÜKSEK LİSANS, 2017) DİLARA KARADünya kaynaklarının hızla tükenmesi sonucu hayatımıza giren sürdürülebilirlik olgusu ve çalışma nufusunun artışı ile ön plana çıkan açık planlı ofisler günümüzde en yaygın kullanılan mimari kavramlardandır. Fakat ne yazık ki sürdürülebilir olması kaygısıyla hayatımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz açık ofis alanlarımız tasarlanırken, insan duyusunun en önemli, engellenemez ve değiştirilemez parçası olan işitme olgusuna yeterli önem verilmemektedir. Yaşam kalitesini ve enerji korunumunu desteklemek adına oluşturulan sertifikasyon sistemleri içerisinde de akustik gerekliliğe yeteri kadar yer verilmediği görülmüştür Bu tezde yeşil sertifika sistemlerinde eksik olduğu anlaşılan akustik konuların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar ışığında iyileştirme önerilerinin bulunduğu check list hazırlanmış ve hazırlanan bu check list hali hazırda kullanılmakta olan yeşil bina sertifika sistemleriyle karşılaştırılmıştır Tezin önerisi yeşil bina sertifika sistemlerinde eksik görülen akustik konuların güçlendirilmesidir. Because of the rapid depletion of world resources, sustainability fact that is entered into our life and open-plan offices that are leaded the way with the increase of the working population are most widely used architectural nation in todays. But unfortunately, when designin the open plan offices with concern of sustainability, where is spend most of life, we are not thinking about hearing that is the most important, unobstructed and irreversible part of the human sense. Certification systems are created to support quality of life and energy conservation, but it has been observed that the acoustic requirements are not sufficiently included in the certification systems. In this thesis, studies have been conducted on the improvement of acoustic issues that appears to be missing in green building certification systems. A check list is prepared in the result of studies that include improvement suggestions and this checklist is compared with the green building certification systems. The proposal of thesis, that is the strengthening of the acoustic issues in certifications systems.

