Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://gcris.yasar.edu.tr/handle/123456789/13678
Browse
Browsing Yüksek Lisans Tezleri by Publisher "Yaşar Üniversitesi / DOKTORA"
Now showing 1 - 20 of 60
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından verilen ölüm cezalarının Türk basınında sunumu / The presentation of the death penalty sentences in Turkish press after 12 March 1971 Memorandum(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2021) PINAR ÖZŞARLAK12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında Sıkıyönetim Mahkemeleri'nce ölüm cezası kararı verilmiştir. Bu çalışmada, konuya ilişkin haberlerin yakalama, yargılama ve infaz dönemlerine göre Türk basınında nasıl sunulduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylelikle, basının iktidara göre konumu ve üstlendiği rol Gramsci'nin "hegemonya", Althusser'in "devletin ideolojik aygıtları" kavramsallaştırmalarına dayanarak eleştirel bakış açısıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın temel varsayımı, basının rızaya dayalı bir hegemonya kurmasında iktidara destek olan ideolojik bir araç olduğudur. Araştırmada niceliksel ve niteliksel çözümleme yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Nicel çözümlemede, örnekleme alınan Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman Anahtar sözcükler: Deniz Gezmiş ve arkadaşları, ölüm cezası, Britanya Kültürel Çalışmaları, ideoloji çözümlemesi, Türk basını gazetelerindeki haberler, köşe yazıları, fotoğraflar ve karikatürler nicel açıdan çözümlenmiştir. Niteliksel çözümlemede ise Stuart Hall vd.'nin (1978) yapısalcılık etkisindeki kültürel çalışmalara denk gelen kategorilendirmelerine dayalı ideolojik çözümleme yapılmıştır. Araştırma sonucunda, özellikle Tercüman gazetesinin, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını "vatan haini" çerçevesi içine yerleştirerek belirgin bir ideolojik üretim yaptığı saptanmıştır. Cumhuriyet gazetesinin Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında en fazla haber yapan gazete olduğu, Tercüman gazetesinin ise en fazla köşe yazısı ve fotoğraf yayımlayan, keskinleştirme ve kızıştırma gibi yollarla iktidar lehine en fazla ideolojik üretim yapan gazete olduğu görülmüştür. Hürriyet gazetesi, ana akım habercilik anlayışına uygun şekilde, sansasyonel başlık, haber içerikleri ve fotoğraflarla öne çıkarak, çok satmayı hedefleyen, bunu yaparken de iktidarla ters düşmemeye özen gösteren bir sunum sergilemiştir. Sonuç olarak, gazetelerin siyasi iktidarla kurdukları ilişkiler ve yapısal konumları ideolojik üretimde temel belirleyiciler olarak rol oynamaktadır. Anahtar Sözcükler: Deniz Gezmiş ve arkadaşları, ölüm cezası, Britanya Kültürel Çalışmaları, ideoloji çözümlemesi, Türk basını After the 12 March 1971 Memorandum, a Martial Law Court, sentenced Deniz Gezmiş and his friends with death penalty. The aim of this study is to analyze the related news in Turkish press with respect to seizure, trail, and execution periods. Thus, the position the press with respect to political power and the role it assumed is explored from a critical perspective based on conceptualizations of Gramsci's "hegemony" and Althusser's "ideological state apparatus". The basic assumption of the study is that in coup d'état periods, the press is used as an ideological apparatus by the state in support of establishing a hegemony based on consent. Qualitative and quantitative analysis methods were used together in the study. In the quantitative analysis, news, columns, photographs, and cartoons in Cumhuriyet, Hürriyet, and Tercüman dailies were analyzed. In the qualitative analysis, ideological analysis based on the categorization of Stuart Hall et al. (1978), corresponding to cultural studies influenced by structuralism. As a result of the analysis, Tercüman, specifically served as an ideological apparatus by framing Deniz Gezmiş and his friends as "traitors". It was detected that Cumhuriyet was the newspaper that published the highest number of news stories about Deniz Gezmiş and his friends, whereas Tercüman published the highest number of columns and photographs, and thus producing more ideological support for the government through sharpening and agitation. Hürriyet, in compliance with mainstream journalism, presented sensational headlines, news contents, and photographs aiming at high sales and simultaneously avoiding a conflict with the government. It is concluded that relationships of newspaper with the government and their structural positions are the main determinants of their ideological production. Keywords: Deniz Gezmiş and his friends, death penalty, British Cultural Studies, ideological analysis, Turkish pressMaster Thesis A novel power consumption model for cloud resource scheduling problem / Bulut çizelgelme problemi için yeni bir güç tüketimi modeli(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) ALPER KIZILBulut bilişim, hesaplama gücü, grafik hesaplama gücü, depolama, bant genişliği, veri tabanı ve yazılım hizmetleri gibi bilgi işlem kaynaklarının dinamik olarak internet üzerinden kullanıcılara sunulmasıdır ve hem büyük hem de küçük şirketler ile geliştiriciler için maliyet tasarrufu, uygulamalarda esneklik ve ölçeklenebilirlik, kolay erişilebilirlik, güvenilirlik ve kolay afet kurtarma gibi pek çok avantaj sağlar. Öngörülebilir gelecekte, bulut bilişime olan talebin artacağı açıktır. Bulut veri merkezleri, tasarımlarının gereği olarak, önemli miktarda enerji tüketirler. Dolayısıyla, küçük tasarruflar bile daha büyük ölçekte önemli enerji tasarrufuna yol açabilir. Karbon nötr ve yeşil bilişimin giderek daha önemli hale gelmesiyle, bulut bilişimdeki en önemli sorunlardan biri olan ve NP Zor Problemi olduğu kanıtlanmış bulut kaynak planlaması, teorik olarak sınırsız sayıda kullanıcıya hizmet verebilecek sınırlı sayıda bulut kaynağı için en iyi çözümü bulmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, farklı CPU mimarileri için güç tüketimi verilerini deneysel olarak toplanmış, bu deneysel verilerle yeni ve özgün bir güç modeli önerilmiştir. Ayrıca, Bulut Kaynak Planlama sorununda önemli iki metrik, toplam tamamlanma süresi ve güç tüketimi, farklı homojen ve heterojen veri merkezi senaryolarında farklı deterministik, sezgisel ve meta sezgisel tek amaçlı algoritmalar kullanılarak olası bir denge araştırılmıştır. Sonuçlar, belirli senaryolarda iki hedef arasında açık bir ödünleşim olduğunu göstermektedir. Bu senaryolar için, çok amaçlı ve tek amaçlı algoritmalar arasında bir karşılaştırma yapılmış ve ortak bir Pareto kümesi bulunmuştur. Cloud computing is the dynamic allocation of computational resources like compute power, graphics compute power, storage, bandwidth, database, and software services over the internet to the paying users and allows numerous benefits for both large and small companies as well as developers such as cost savings, flexibility and scalability in applications, easy-accessibility and convenient collaboration as well as reliability and easy disaster recovery. In the foreseeable future, it is clear that the demand for cloud computing will increase. Cloud data centres are, by their very design, substantial consumers of energy. Consequently, even minor savings can lead to substantial energy conservation on a larger scale. With carbon neutral and green computing becoming more and more prominent, one of the most critical problems in cloud computing is cloud resource scheduling, which is proven to be an NP-Hard Problem that aims to find the best solution for the limited number of cloud resources that can serve a potentially infinite number of users. This study collects power consumption data for different CPU architectures empirically and proposes a new novel power model based on this experimental data. Furthermore, two prominent metrics in the Resource Scheduling problem, mainly makespan and power consumption, are investigated for a possible trade-off in different homogenous and heterogenous datacenter scenarios using deterministic, heuristic and metaheuristic single objective algorithms. Results show a clear trade-off between the two objectives in specific scenarios. For these scenarios, a comparison between multi–objective and single-objective algorithms is made, and a common Pareto front is found.Master Thesis A study on modeling and solution methods of resource constrained project scheduling problems / Kaynak kisitli proje çizelgeleme problemlerinin modellenmesi ve çözüm yöntemleri üzerine çalişma(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) GÜLER ÖZTÜRK GÖRGÜLÜSınırlı kaynaklarla projelerin etkin yönetimi ve zamanlanması, günümüzün rekabetçi ortamında, organizasyonların projeleri zamanında, bütçe dahilinde ve kaynakları en iyi şekilde kullanarak teslim etme baskısı altında giderek daha kritik hale gelmiştir. Kaynak Kısıtlı Proje Zamanlama Problemi (RCPSP), bu zorlukların üstesinden gelmek için güçlü bir çerçeve sunar. Bu tez, mevcut RCPSP literatüründe belirlenen önemli boşlukları doldurmayı, özellikle sürekli zaman matematiksel modellerinin uygulanmasıyla ilgili eksiklikleri gidermeyi amaçlamaktadır. Kapsamlı bir literatür incelemesi, özellikle Çok Modlu Kaynak Kısıtlı Proje Zamanlama Problemleri (MRCPSP) için sürekli zaman yaklaşımlarını kullanan çalışmaların dikkate değer bir şekilde az olduğunu ortaya koymuştur. Bu boşluğu gidermek için, yenilikçi bir sürekli zaman matematiksel modeli geliştirilmiş ve bu model, kıyaslama problemleri kullanılarak doğrulanmıştır. Sonuçlar, modelin karmaşık çizelgeleme senaryolarındaki etkinliğini göstermekte ve ayrık zaman modellerine ve literatürdeki diğer sürekli zaman temelli modellere göre daha esnek ve ölçeklenebilir bir alternatif sunduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, tez geleneksel yaklaşımların ötesine geçen çözüm yöntemlerini de araştırmakta ve bu çalışmalar, özgün bir sezgisel çözüm yöntemi geliştirilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu yöntem, hesaplama verimliliğini önemli ölçüde artırırken etkili çözümler sunmaktadır. Ayrıca, mevcut veri setlerinin sınırlamalarını gidermek için yeni bir kıyaslama problem kütüphanesi oluşturulmuştur ve bu kütüphane, gelecekteki RCPSP ve ilgili alanlardaki araştırmalar için değerli bir kaynak sağlamaktadır. Effective management and scheduling of projects with limited resources has become critical in today's competitive environment, where organizations face pressures to deliver projects on time, within budget, and with optimal resource utilization. The Resource-Constrained Project Scheduling Problem (RCPSP) offers a powerful framework to address these challenges. This thesis aims to fill key gaps identified in the existing RCPSP literature, particularly regarding the application of continuous-time mathematical models. A comprehensive literature review revealed a notable scarcity of studies employing continuous-time approaches, especially for Multi-Mode Resource-Constrained Project Scheduling Problems (MRCPSPs). To address this gap, a novel continuous-time mathematical model was developed and validated using benchmark problems. The results demonstrate its effectiveness in handling complex scheduling scenarios, offering a more flexible and scalable alternative to traditional discrete-time models and other continuous-time-based models in the literature. Additionally, the thesis explores solution methods that extend beyond conventional approaches, culminating in the development of an original heuristic solution method. This method significantly enhances computational efficiency while providing effective solutions. Furthermore, a new benchmark problem library was created to address the limitations of existing datasets, providing a valuable resource for future research in RCPSP and related fields.Master Thesis Acı, maruz kalış ve bağışlama: 12 eylül darbesinin sinema hafızası / Pain, suffering, and forgiveness: cinema memory of the september 12 coup(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2022) MURAT BARAN AKKUŞBu tez, Türkiye tarihinde halen tam olarak yüzleşilmemiş/iyileşmemiş bir hafıza yarası (travma) olan 12 Eylül Darbesini bir "acı olayı" olarak ele alıyor ve bu yarayı seksenli yıllarda Türkiye sinemasının hatırladıklarına bakarak yorumluyor. Tezin örneklemini unutulmaya yüz tutmuş ve bu yüzden daha da hatırlanması gereken, "unutuşun yedeğinde," anlattıklarının ve kaydettiklerinin tanınmasını bekleyen erken dönem "12 Eylül filmleri" oluşturuyor. Bu araştırmada, film metinleri, metinlerin bir şeyler sakladıklarını varsayan "şüpheci yaklaşım"la değil, bildikleri bir şeyler olduğuna inanan "aşırı okuma hermenötiği" ile yorumlanıyor. Bu yorumlama çalışması, üç ana kavrama dayanarak üç başlıkta toplanmakta: Acı olayı, maruz kalış ve bağışlama. 12 Eylül'ün belirleyici unsurlarından işkence meselesi, Elaine Scarry ve Joanna Bourke'un metinleri üzerinden ortaya konulan "acı olayı" kavramı aracılığıyla tartışılıyor. Paul Ricoeur felsefesinin işaret ettiği "maruz kalış" kavramı ise, 12 Eylül'ün bireysel ve toplumsal düzeyde yarattığı acıdan taşan depresyon ve yalnızlık gibi sonuçları açıklamak üzere rehber alınıyor. Yine Ricoeur felsefesinden yola çıkarak, 12 Eylül'ün acılarının ve maruz kalışlarının yarattığı öfkenin, utancın, kederin sonu olan "bağışlama" olgusunun, geleceğe konuşan bir anlatıyı şekillendirdiği iddia ediliyor. Tezin örneklemi "unutuşun yedeğinde" hatırlanmayı bekleyen Sen Türkülerini Söyle (Şerif Gören, 1986), Ses (Zeki Ökten, 1986), Su da Yanar (Ali Özgentürk, 1987), Av Zamanı (Erden Kıral, 1988), Kara Sevdalı Bulut (Muammer Özer, 1988) ve Bütün Kapılar Kapalıydı (Memduh Ün, 1989) filmlerinden oluşuyor. Acı, maruz kalış ve bağışlanma kavramlarının her biri üzerinden yorumlandıklarında, bu filmlerin 12 Eylül'ün hafızasına göz ardı edilemeyecek katkıları olduğu görülmekte. Bu filmlerin, yalnızca işlenen suçları, kaybedilen ve yası tutulması gereken arkadaşları hatırlamakla kalmayıp, 12 Eylül'ün mirası olan kederli bir hafızanın ufkunu işaret eden bağışlama konusunu da ele alarak "sinema-hafıza" görevini yerine getirdiği söylenebilir. Bunun yanı sıra, Türkiye'nin içinde bulunduğu özgürlük ve demokrasi krizine dair de önemli ipuçları taşıyan bu filmlerin oluşturduğu sinema hafızasında, geçmişe, şimdiye ve geleceğe konuşan, kendimizin ve başkasının acı dolu, kederli ama bir yandan da dirençli ve umut dolu sesi duyulabilir. This thesis considers the September 12 Coup, which is a memory wound (trauma) that is yet to be fully confronted/healed, as a "pain event" and interprets this wound through what Turkey's cinema remembers in the 80's. The sample of the thesis consists of early period "September 12 films" that are fading into oblivion, that are waiting in "the reserve of forgetting" to be remembered, to be recognized for what they told and recorded. In this research, the texts of the films are interpreted through "the hermeneutics of overreading" which believes that these texts know something rather than "the hermeneutics of suspicion" which assumes that they hide something. This hermeneutical analysis is based on three concepts under three headings: the pain-event, suffering, and forgiveness. Being one of the defining elements of September 12, torture is discussed through the texts of Elaine Scarry and Joanna Bourke which provide the concept of "the pain event". Paul Ricoeur's philosophy which points the way towards the concept of "suffering" acts as a guiding principle through which September 12's individual and social consequences such as depression and loneliness which exceed pain are explained. Ricoeur's philosophy once again provides a concept, the fact of forgiveness as the end of the anger, shame, and sorrow resulting from the pains and suffering of September 12. It is argued that forgiveness gives shape to a narrative which speaks to the future. The sample of the thesis consists of films waiting to be remembered in "the reserve of forgetting" which are Sen Türkülerini Söyle (Şerif Gören, 1986), Ses (Zeki Ökten, 1986), Su da Yanar (Ali Özgentürk, 1987), Av Zamanı (Erden Kıral, 1988), Kara Sevdalı Bulut (Muammer Özer, 1988) and Bütün Kapılar Kapalıydı (Memduh Ün, 1989). Interpreted through the concepts of pain, suffering, and forgiveness, it is shown that these films make invaluable contributions to the memory of September 12. It is argued that these films not only remember the crimes committed, the lost friends who we must mourn, but they also accomplish the duty of "cinema-memory" by considering the possibility of forgiveness which points toward the horizon of a sorrowful memory, the heritage of September 12. In addition, in the cinema memory that these films shape which provides clues about the crisis of democracy and freedom that Turkey is going through, there can also be heard a voice who speaks to the future, who belongs to ourselves and to each other, who is full of pain and sorrow but at the same time resilient and full of hope.Master Thesis An assessment model proposal forsmart and sustainable neighbourhood / Akıllı ve sürdürülebilir mahalleler içinbir değerlendirme modeli önerisi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) DUYGU ÇINAR UMDUBu çalışmada, kıyı, Ege ve Akdeniz bölgeleri ile bölgesel, benzer iklim ve coğrafi koşulları paylaşan şehirler için mahalle sürdürülebilirliği ve akıllılığına dayalı bir kentsel model ele alınmıştır. Net Sıfır tanımının doğduğu ve benimsendiği günümüzde NSEM (Net Sıfır Enerji Mahalle) Modeli olarak adlandırılan bu mahalle-şehir modeli hem sürdürülebilir hem akıllı hem de dayanıklı bir kentsel süreç sunmayı hedeflemektedir. Çevresel, sosyal ve mekânsal bağlamda mahalle birimi üzerinden, idari ve ekonomik bağlamda şehir yönetimlerinin (belediyeler) planlama ve denetimi altında analiz edilen bir model üzerinde çalışılmıştır. Çeşitli ölçümler, analizler ve karşılaştırmalar sonucu özelikle Türkiye'nin ılıman iklime sahip kentsel alanları için bir model önerisi sunulmuştur. This study considers an urban model based on neighborhood sustainability and smartness for cities with similar climates and conditions in the coastal, Aegean, and Mediterranean regions. Today, when the definition of Net Zero was born and adopted, this neighborhood-city model, the NZEN (Net Zero Energy Neighborhood) Model, aims to offer a sustainable, smart, and resilient urban process. It was studied using a model analyzed through the neighborhood unit in the environmental, social, and spatial context and under the planning and control of the city administrations (municipalities) in the administrative and economic context. As a result of various measurements, analyses, and comparisons, a model proposal has been presented, especially for urban areas with a temperate climate in Turkey.Master Thesis Analysis of M/G/1 and M/M/s make-to-stock production systems / M/G/1 ve M/M/s stoğa-üretim sistemlerinin analizi Yazar:SİNEM ÖZKAN(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2022) Sinem ÖzkanÇoğu gerçek hayattaki üretim-envanter sistemleri, rassal üretim ve talepler arası varış sürelerine sahiptir. Üretim ve envanter maliyetlerini en aza indirmek için bu tür sistemlerin performans değerlendirmesi ve etkin kontrolü hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmada, çeşitli stoğa-üretim sistemlerinin üretim-envanter kontrol problemleri ele alınmıştır. İlk olarak, tek bir üretim birimine, üretime başlama ve kayıp satış maliyetlerine sahip tek tip ürün üreten stoğa-üretim sistemleri incelenmiştir. Üretim sürelerinin bağımsız, özdeş ve genel bir dağılıma sahip olduğu, taleplerin ise durağan bir Poisson sürecine göre geldiği varsayılmıştır. Üretim ve dolayısıyla envanter, ardısmarlamalı sistemler için eniyi olduğu bilinen iki kritik sayı politikası tarafından kontrol edilmektedir. Ele alınan sistem tek tip ürünün üretildiği M/G/1 stoğa-üretim kuyruğu olarak modellenmiştir. Üretime başlama maliyeti ihmal edilebilir olduğu durumda, durum vektörünün kararlı durum dağılımı kuyruk teorisine dayalı bir yaklaşımla bulunmuştur. Üretim başlangıç maliyeti olan sistemler için, biri durağan durum dağılımını bulan, diğeri ise doğrudan uzun dönem beklenen ortalama maliyeti hesaplayan iki farklı yöntem geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntemler yarı-Markov ve yenileme teorilerine dayanmaktadır. Ayrıca, iki kritik sayı politikasının kontrol parametrelerini hesaplamak için bir yaklaşım önerilmiştir. Sayısal sonuçlar, önerilen yaklaşımın birçok durumda eniyiye yakın performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, bu çalışma, kayıp satışlı M/G/1 stoğa-üretim sistemlerini analiz eden ilk çalışmadır. İkinci olarak, üretim sürelerinin Markov yapıda olduğu birden çok sunuculu stoğa-üretim sistemleri ele alınmıştır. Genişletilmiş iki kritik sayı politikası tarafından kontrol edilen M/M/s tek ürünlü stoğa-üretim sistemleri için, sırasıyla gömülü Markov zincirleri ve yenileme analizleri ile durağan durum dağılımı ve beklenen ortalama sistem maliyeti hesaplanmıştır. Analizler hem kayıp satışlı hem de ardısmarlamalı sistemler için ayrı ayrı yapılmıştır. Son çalışmada hem kayıp satışlı hem de ardısmarlamalı durumlar için çok ürünlü M/M/s stoğa-üretim sistemleri ele alınmıştır. İlk önce eniyi üretim politikalarının davranışını araştırmak için dinamik programlama formulasyonlarını geliştirilmiştir. Dinamik programlama formulasyonunun sonuçlarının alınmasının uzun sürmesi nedeniyle, alternatif sezgisel üretim politikaları önerilmiştir. Bu politikalar, çok ürünlü tek sunuculu stoğa-üretim sistemleri için önerilen mevcut politikaların çok sunuculu uzantılarıdır. Kapsamlı bir sayısal çalışma ile sezgisel politikaların performansları değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Most real-life production-inventory systems experience random production and inter-demand-arrival times. To minimize the production and inventory related costs, performance evaluation and effective control of such systems are vital. This thesis addresses production-inventory control problems of several make-to-stock systems. We first consider a single-item make-to-stock system with a single production unit and production start-up and lost sales costs. Production times are independent and identically distributed general random variables and demands are generated according to a stationary Poisson process. Production and hence inventory are controlled by the two-critical-number policy, which is known to be optimal for the backordering case. We model the system as an M/G/1 single-item make-to-stock queue. With a queueing theory-based approach the steady-state distribution of the state vector is calculated when the production start-up cost is negligible. For the systems with production start-up cost, we develop two different methods that one finds the steady-state distribution, and the other directly calculates the long-run expected average cost. The developed methods are based on semi-Markov and renewal theories. Furthermore, an approximation to calculate the control parameters of the two-critical-number policy is proposed. Numerical results reveal that the proposed approximation performs near-optimal in numerous instances. To the best of our knowledge, this study is the first to analyze M/G/1 make-to-stock systems with lost sales. Secondly, we extend the first study by considering multi-server make-to-stock systems with Markovian production times. For M/M/s single-item make-to-stock systems controlled by the extended-two-critical-number policy, we calculate the steady-state distribution and expected average system cost with analyses based on embedded Markov chains and renewal theory. The analyses are conducted separately for both lost sales and backordering cases. In the last study, we consider multi-item M/M/s make-to-stock systems for both lost sales and backordering cases. We first develop the dynamic programming formulations to investigate the behavior of the optimal production policies. Due to the curse of dimensionality, we propose alternative heuristic production policies. These policies are multi-server extensions of the existing policies defined for multi-item single-server make-to-stock systems. With an extensive numerical study, we evaluate and compare the performances of the heuristic policies.Master Thesis Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde sendika üyelik güvencesi / Trade union membership assurance in the constitution and international contracts(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2023) GÖKBEN GÜLERSendika üyeliği hem ulusal alanda hem de uluslararası alanda birçok düzenlemeye konu olmuştur. İlk kez 1961 Anayasası ile Anayasal bir güvenceye kavuşan sendika üyeliği, uluslararası alanda hazırlanan birçok sözleşme ile de uluslararası bir güvenceye sahip olmuştur. Çalışmamızda Anayasalarımızda ve Uluslararası Sözleşmelerde düzenlenen üyelik güvenceleri ile birlikte önemli güvenceler düzenlemeleri açısından, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu da incelenmiştir. 6356 sayılı Kanun kapsamında tipik iş sözleşmeleri ile çalışan işçilerin sendika üyeliği yanında tüm dünyada çalışma hayatında giderek artan atipik çalışma ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek atipik iş sözleşmeleri ile çalışan işçilerin sendika üyeliği ve bu konuda bazı ülkelerin tutumları açıklanmıştır. Trade union membership has been the subject of many regulations both nationally and internationally. Trade union membership which gained a constitutional guarantee for the first time with the 1961 Constitution, has also gained an international guarantee with many conventions prepared in the international arena. In our study, as well as membership guarantees which arranged in our Constitutions and International Agreements, Collective Bargaining Law No. 6356 and the Law on Public Servants Unions and Collective Bargaining No. 4688 have also been examined due to important guarantees regulations. Within the scope of the Law No. 6356, the union membership of the workers working with typical employment contracts, as well as the increasing atypical working relations in the working life all over the world, were examined in detail and the trade union membership of the workers working with atypical employment contracts and the attitudes of some countries on this issue were explained.Master Thesis Asymmetric climate policies: Impacts and implications for trade and environment / Asimetrik iklim politikaları: Ticaret ve çevre için etkileri ve sonuçları(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) EFE DEMİRNet sıfır ve iklim nötrlüğü hedefleri gibi iddialı küresel iklim hedefleri, çevre düzenlemelerinin sıkılığının artmasına yol açmıştır. İklim hedeflerine küresel anlamda ulaşılması gerekse de düzenlemeler sadece belirli bölgelerde uygulanmaktadır. Dünyanın bir kısmı iklim düzenlemelerini giderek daha sıkı şekilde uygularken, diğer bir kısmı ise iklim değişikliğine aynı hassasiyetle tepki vermemektedir. Ülkeler arasında çevre düzenlemelerindeki asimetri, kirlilik sığınaklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada dünyanın en sıkı Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) olan Avrupa Birliği ETS'si (AB ETS) ticaret kanalı ile karbon sızıntısı açısından incelenmiştir. Karbon yoğun en önemli üç ürün olan çimento, demir-çelik ve alüminyum ürünlerinin AB ETS bölgesine ithalatı, AB ETS'sinin başlatıldığı 2005 yılından 2021 yılına kadar analiz edilmiştir OECD Çevresel Sıkılık Endeksi'ni bağımsız bir değişken olarak dahil ederek ticaretin çekim modeli kullanmıştır. AB ETS'de yer alan her ülke bireysel sistemler olarak ele alınmıştır. Bireysel sistemlerden elde edilen sonuçlar, modelin toplam AB düzeyinde yürütülmesiyle de doğrulanmıştır. En Küçük Kareler (EKK) yaklaşımının yanı sıra Tamamen Geliştirilmiş EKK, Dinamik EKK ve Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif yaklaşımları kullanılarak sağlamlık sağlanmıştır. Sonuçlar, çimento ve demir-çelik için AB ETS bölgesine ithalat kanalı yoluyla karbon sızıntısını doğrulamakta ve bireysel veya kıta bazlı işleyen ETS'ler yerine tek tip bir ETS'ye sahip olmanın önemini vurgulamaktadır. Ambitious global climate targets such as net zero and climate neutrality goals led to an increase in the stringency of environmental regulations. Although climate targets need to be achieved globally, regulations are being implemented only in various countries. One part of the world is applying climate regulations with increasing stringency while the other part is not responding to climate change with the same level of sensitivity. This asymmetry in environmental regulations among countries has led to the emergence of pollution havens. In this study, the strictest Emission Trading System (ETS) in the world, the European Union ETS (EU ETS), has been examined in terms of carbon leakage via trade channel. The import of the three most significant carbon-intensive products, cement, iron & steel and aluminum, to the EU ETS region has been analyzed from the initiation of the EU ETS in 2005 to 2021. Gravity model of trade has been utilized by incorporating the OECD Environmental Stringency Index as an independent variable. Each country participating in the EU ETS have been treated as individual systems. The results obtained from individual systems also validated by conducting the model at the aggregate EU level. In addition to employing Ordinary Least Squares (OLS) approach, robustness was provided by employing Fully Modified OLS, Dynamic OLS, and Autoregressive Distributed Lag (ARDL) approaches. The results validate carbon leakage for cement and iron & steel via the import channel to the EU ETS region, while highlighting the importance of having a uniform ETS instead of individually or continent-based functioning ETSs.Master Thesis Barriers in cement industry towards circular economy / Döngüsel ekonomiye doğru çimento endüstrisi önündeki engeller(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) UĞUR AYDINBetonun ana elemanı olan çimento, ekonomik büyüme ve uygarlaşmada önemli bir yer tutan endüstriyel üründür. Ancak, üretimi yoğun enerji tüketimine, çevre kirliliğine ve yoğun CO2 emisyonuna sebep olmaktadır. Çimento endüstrisinde döngüsel ekonomiye geçişin başarısı ve sürdürülebilir üretimi hızlandırabilmek için temel engellerin anlaşılması ve tanımlanması önemlidir. Bu bakış açısı altında, bu çalışma çimento endüstrisinin döngüsel ekonomiye geçişte karşılaşacağı zorluklar ve engelleri tanımlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada, bilimsel araştırma sonuçlarını ve iş dünyası pratik ölçütlerini entegre eden bütüncül bir model kurgulamak amacıyla sistematik literatür taraması ve odak grup çalışma sonuçları kullanılmıştır. Çimento sektöründe döngüsel ekonomi uygulamalarını hızlandıracak sonuçları ortaya çıkarmak için kullanılacak, 6 grup altında toplam 18 engel bulunmuş ve aralarındaki sebep-sonuç ilişkileri açığa çıkarılmıştır. Çimento endüstrisinde döngüsel ekonomi hakkında birçok çalışma olmasına rağmen çimento prosesine girdi olarak kullanılacak farklı alternatif malzemelerin teknik ve laboratuvar çalışmalarına odaklanılmıştır. Çimento sektörünü döngüsel ekonomiye geçişten geri tutan engellerin çalışılmış olması, bu çalışmayı orijinal yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi, çimento, dematel, engeller Cement, serving as the primary ingredient in concrete, plays a pivotal role in industrial development and societal progress. However, its production is marked by high energy consumption, environmental pollution, and significant CO2 emissions. This study adopts the perspective to explore the challenges and barriers facing the cement industry in transitioning to a circular economy. It aims to define the causal relationships among these barriers and identify practical implications necessary to overcome them. To achieve a comprehensive understanding, the study integrates results from a systematic literature review and focus group study. The DEMATEL method is employed to elucidate the causal relations between various factors. A total of 18 barriers, organized into six clusters, have been identified. These findings are intended to inform managerial decisions and accelerate the adoption of circular economy applications in the cement business. While existing studies on circular economy in cement focus on technical and laboratory aspects related to the use of alternative materials, this study stands out by examining and revealing the barriers hindering the cement sector's transition to circular economy practices, making it a novel and unique contribution to the field. Keywords: sustainability, circular economy, cement, barriers, challengesMaster Thesis Büyükşehir belediyelerinde mezarlıkların işletilmesi ve verimli kullanılması ekseninde iç denetim mekanizmasının rolü ve etkileri / The role and effects of internal audit mechanism in the management and efficient use of cemeteries in metropolitan municipalities(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2021) GÖKHAN TEMİZGünümüzde küreselleşme ve teknolojinin gelişimiyle birlikte, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu mali ve idari yönetiminde değişikliklere gidilmiştir. Bu gelişmeler, yeni yapılanmada; iç denetimin var olmasını da gündeme getirmiş, özellikle kamu kuruluşlarında kurumsal yönetime geçilmesi, etkin bir iç denetim mekanizmasının olmasını gerekli kılmıştır. Bu bağlamda; ülkemizdeki Büyükşehir Belediyeleri bünyesinde bulunan İç Denetim Birim Başkanlığı'nın, Mezarlıklar Daire Başkanlığı'nın iç denetim mekanizması marifetiyle denetlenmesi; mezarlıkların yönetimi, işleyişi, faaliyetleri, kullanılması gibi hususlarda çok önemli bir rol üstlendiği ve yapılan tüm faaliyetlerde iç denetim mekanizmasının temel fonksiyonları yadsınamaz bir gerçektir. Bu tez çalışmasında iç denetim mekanizmasının; Mezarlıklar Daire Başkanlığı'na bağlı birimlerinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin kontrolünde, olası eksik ya da hatalı işlerin ortaya çıkartılmasında büyük önem arz ettiği, ancak denetim mekanizmasının bu birim bünyesinde verimli ve etkili şekilde işleyip işlemediği hususunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada; Mezarlıklar Daire Başkanlığı'na bağlı birimlerdeki faaliyetlerin, ilgili yasa ve yönetmelikler çerçevesinde yapılıp yapılmadığı irdelenmiş ve bir Büyükşehir Belediyesi'nde görevli on iç denetçiden mülakatla alınan görüşlerin yorumlanabilmesinde nitel araştırma tekniklerinden durum çalışması deseni seçilmiştir. Katılımcıların görüşleri araştırmanın alt amaçları doğrultusunda temalar ve alt temalar halinde bulgular kısmında incelenmiş olup bu temalar katılımcıların ifadelerinden alıntılarla desteklenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; araştırmaya konu olan Büyükşehir Belediyesi'nde iç denetçi kadrosunun yetersiz olduğu, gerek birimler arası ve gerekse üst yönetim koordinasyonunun zaman zaman sağlanamaması, denetimlerin üst yönetimin talebi doğrultusunda yapıldığı, fakat belirli aralıklarla yapılamadığı, denetçilerin mezarlıklarla ilgili spesifik konularda yeterli donanıma sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Kurumda iç denetim mekanizmasının Mezarlıklar Daire Başkanlığı'nın denetimi üzerindeki rolünü tam olarak yerine getiremediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Denetim, İç Denetim, İç Denetçi, Mezarlıklar, Büyükşehir Belediyesi Today, with the development of globalization and technology, changes have been made in the public financial and administrative management in our country as in the whole world. These developments brought the existence of internal audit to the agenda in the new structuring, and the transition to corporate management, especially in public institutions, required an effective internal audit mechanism. In this context, the supervision of the internal audit unit within the body of the metropolitan municipalities in our country and the cemetery departments through the internal audit mechanism; It is an undeniable fact that it plays a very important role in the management, functioning, activities, use of cemeteries and that the internal control mechanism has essential functions in all activities. In this thesis, it is aimed to examine whether the internal control mechanism is of great importance in the control of the activities carried out in the units of the cemetery department, and in revealing possible missing or faulty works, but whether this mechanism works efficiently and effectively in the cemetery department. In the study, it was examined whether the activities in the workplaces affiliated to the Department of Cemeteries can be carried out within the framework of the relevant laws and regulations and the case study pattern was chosen from the qualitative research techniques to interpret the opinions of ten internal auditors working in the metropolitan municipality. According to the findings obtained; It has been determined that the internal auditor staff in the Metropolitan Municipality, which is the subject of the study, is insufficient, the coordination between units and senior management cannot be provided from time to time, audits are carried out in line with the request of the senior management, but cannot be carried out at regular intervals, and the auditors are not sufficiently equipped on specific issues related to cemeteries. It was concluded that the internal control mechanism in the institution could not fully fulfill its role on the supervision of the Department of Cemeteries. Keywords: Audit, Internal Audit, Internal Auditor, Cemeteries, Metropolitan MunicipalityMaster Thesis Çağdaş maliyetleme yaklaşımlarından değer mühendisliği kapsamında maliyet iyileştirmesi / Cost improvement within the scope of value engineering from contemporary costing approaches(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2023) CANAN BAŞARAN GÜNAYDINDeğerli bir ürün üretmek ve bunu en düşük maliyetle sağlayabilmek işletmelerin en temel ve en stratejik hedeflerinden biridir. Değerin, maliyet ve kalitenin bir fonksiyonu olduğu düşünüldüğünde; istenilen kalitede, gerekli işlevlere sahip, teknik olarak kusursuz olan ürünün uygun fiyatla ve doğru zamanda elde edilmesi bu fonksiyonu sağlayacaktır. Değerin; en maliyet-etkin şekilde sağlanması içinse literatürde birçok yöntem yer almaktadır. Bu yöntemlerden biri olan değer mühendisliği, performans ve kalite gereksinimlerini korurken veya geliştirirken maliyetleri azaltabilen güçlü bir problem çözme aracıdır. Ancak bu stratejik önemine rağmen değer mühendisliği yaklaşımı hala ülkemiz işletme literatüründe ve birçok işletmede uygulanma için yer bulamamaktadır. Değer mühendisliği, disiplinler arası bir çalışma olup başarılı olabilmesi için organizasyon içinde her meslek grubunda ve her seviyedeki katılımcının dinamik ve yaratıcı bir ruha erişmek hususunda iş birliği içinde olması beklenmektedir. Bu uyumu yakalayacak sosyal dinamiklere sahip olan ekiplerin çalışmaları sistematik bir iş planı ile uygulandığında başarılı olabilmektedir. Değer mühendisliği analizinin, literatürdeki orijinal adıyla 'The Job Plan' nezdinde aşama aşama yapılması, bu aşamalarda, işletmenin faaliyet alanlarına göre oluşan maliyetlerini düşürebilmek için hangi unsurlar üzerinde çalışma yapılmasını gösterebilecek olması sebebiyle önemli bir faaliyettir. Çalışmada; inşaat-tesisat sektöründe faaliyet gösteren bir üretim işletmesinin, örnek olarak ele alınan bir projesinin maliyetleri, değer mühendisliği yaklaşımıyla değerlendirilmiş ve değer mühendisliği uygulamalarının maliyetler üzerindeki iyileştirme etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Producing a valuable product and providing it at the lowest cost is one of the most basic and strategic goals of a business. Considering that value is a function of cost and quality; obtaining the desired quality, functional, technically perfect product at an affordable price and at the right time will provide this function. There are many methods in the literature to provide value the most cost-effective way. One of these methods, value engineering, is a powerful problem-solving tool that can reduce costs while maintaining or improving performance and quality requirements. However, despite this strategic importance, value engineering approach still cannot find a place of application in our contry's business literature and many busninesses. Value engineering is an interdisciplinary study and in order for it to be successful, the cooperation of each professional group and participant from all levels within the organization is expected to reach a dynamic and creative spirit. The studies of the teams that have the social dynamics to achieve this harmony can be successful when applied with a systematic business plan. It is an important activity to carry out the value engineering analysis step by step with the original name in the literature, 'The Job Plan', as it will show which elements should be studied in order to reduce the costs of the enterprise according to the fields of activity at these stages. In this study ; the costs of a project of a production company operating in the construction-installation field, which is considered as an example, were evaluated with the value engineering approach and the improvement effect of value engineering applications on the costs was tried to be determined.Master Thesis Carbon based electromagnetic interference shielding material designs and implementation at microwave frequencies / Mı̇krodalga frekanslarında karbon bazlı elektromanyetı̇k gı̇rı̇şı̇m kalkanlama malzemeleri tasarımı ve gerçekleştirilmesi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) ZEYNEP ERTEKİNElektromanyetik sinyal alışverişi, bilgisayarlar ve telefonlar gibi kişisel cihazların yanı sıra hava tahmini, uydu iletişimi, navigasyon ve ulusal güvenlik gibi uygulamalarda kullanılan antenler ve radarlar gibi daha karmaşık sistemler için de temeldir. Bu cihazların elektromanyetik uyumluluk (EMC) sınırları dahilinde çalışması esastır. EMC, birbirleriyle etkileşime girmelerini veya birbirlerine zarar vermelerini önler. Bununla birlikte, yakın frekans aralığında çalışan cihazların elektromanyetik sinyalleri arasında bazen girişim ve etkileşim meydana gelebilir. Bu girişim ekipman veya sistem arızasına ya da veri bozulmasına veya kaybına neden olabilir. Bu nedenle elektromanyetik sinyalleri kullanan ekipmanların korunması hayati önem taşımaktadır. Bu tez, elektromanyetik girişime (EMI) karşı etkili bir koruma sağlamak için polimer matrislerde iletken bir dolgu maddesi olarak genişletilmiş grafit kullanan iki yeni elektromanyetik koruyucu kompozitin geliştirilmesi, optimizasyonu ve uygulanmasını araştırmaktadır. Araştırmanın odak noktası, ideal koşullardan ziyade kompozitlerin gerçek hayat (serbest-uzay) EMI kalkanlama performansıdır. Saçılım parametreleri bir vektör ağ analizörü kullanılarak toplanmış, mikrodalga parametreleri Nicolson-Ross-Weir algoritması kullanılarak hesaplanmış ve deneysel malzeme maliyetlerini azaltmak ve önerilen kompozitin doğruluğunu ve verimliliğini artırmak için CST'de simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. İyonik sıvı ve genişletilmiş grafit katkılı PVDF'den oluşan bu kompozitlerin ilki 8-18 GHz aralığında yeterli elektromanyetik kalkanlama başarısı göstermiştir. Ancak, yüksek maliyeti nedeniyle genişbant uygulamaları için uygun görülmemiştir. İkinci kompozit, serigrafi mürekkebine gömülü ağırlıkça %11 genişletilmiş grafit içeren bir yapı olup, hem simülasyon hem de deneysel yöntemlerle doğrulandığı üzere etkin elektromanyetik kalkanlama sağlayarak geniş bant uygulamalarında hem uygun maliyetli hem de başarılı olduğunu kanıtlamıştır. Elektromanyetik analizler hem ideal koşullar altında (dalga kılavuzu) hem de gerçekçi kayıplı koşullar (serbest uzay) altında gerçekleştirilmiştir. Üç deneysel ve dört simülasyon tekniği olmak üzere toplam yedi farklı yöntem kullanılmıştır. Literatüre bir katkı olarak, yeni kompozit malzemenin elektromanyetik homojenliği ilk kez iki farklı yöntem kullanılarak değerlendirilmiştir. Homojenlik yüzdeleri geniş bant frekans aralığında (2-30 GHz) elde edilmiştir. Gerçek dünyadaki bir uygulama için, tasarlanan kompozit yapıdan oluşturulan bir küp hem deneysel hem de simülasyon ortamlarında test edilmiştir. Elektromanyetik sinyallerden korunmasını değerlendirmek için küpün içine farklı frekans rejimlerinde çalışan çeşitli antenler yerleştirildi. Bu antenlerin harici elektromanyetik sinyallerden ne ölçüde etkilendiği araştırıldı. Bu küp uygulaması, hem elektromanyetik kalkanlama hem de soğurma testi uygulamalarında kullanılabilecek olup, literatüre bir katkı sağlamaktadır. Literatürde ilk kez sunulan bu kompozit yapının malzeme karakterizasyonu da gerçekleştirilerek potansiyel etkinliği ve pratik uygulaması vurgulanmıştır. The exchange of electromagnetic signals is fundamental to personal devices such as computers and telephones, as well as more complex systems such as antennas and radars used in applications such as weather forecasting, satellite communications, navigation and national security. It is essential that these devices operate within the limits of electromagnetic compatibility (EMC). This prevents them from interfering with or damaging each other. However, interference and interaction can sometimes occur when electromagnetic signals are exchanged at close frequencies. These disturbances can be the cause of equipment or system malfunction or data corruption or loss. This is why protecting equipment which uses electromagnetic signals is vital. This thesis investigates the development, optimisation and implementation of two novel electromagnetic shielding composites, both of which use expanded graphite as a conductive filler in polymer matrices to provide effective shielding against electromagnetic interference (EMI). The focus of the research is on the actual EMI shielding performance of the composites rather than ideal conditions. Scattering data were collected using a vector network analyser, microwave parameters calculated using the Nicolson-Ross-Weir algorithm and simulations performed in CST to reduce experimental material costs and improve accuracy and efficiency of the proposed composite. The first of these composites, composed of ionic liquid and expanded graphite co-doped PVDF (Poly(vinylidene difluoride)), demonstrated sufficient electromagnetic shielding success in the 8-18 GHz range. However, it was discarded due to its high cost. The second composite, a structure containing 11 wt.% expanded graphite embedded in screen printing ink, proved to be both cost-effective and successful in broadband applications, providing effective electromagnetic shielding as confirmed by both simulation and experimental methods. Electromagnetic analyses were carried out under both ideal conditions (waveguide) and realistic lossy conditions (free space). A total of seven different methods were used - three experimental and four simulation techniques. As a contribution to the literature, the electromagnetic homogeneity of the novel composite material was evaluated for the first time using two different methods. Homogeneity percentages were obtained over a broadband frequency range (2-30 GHz). For a real-world application, a cube made from the designed composite structure was tested in both experimental and simulation environments. Several antennas operating in different frequency regimes were placed inside the cube to assess its protection from electromagnetic signals. The extent to which these antennas were affected by external electromagnetic signals was investigated. This cube application is a contribution to the literature by demonstrating its use in both electromagnetic shielding and absorption test applications. The material characterisation of this composite structure, presented for the first time in the literature, has also been carried out, underlining its potential effectiveness and practical application.Master Thesis Constraint-based scheduling approaches to multi-criteria airport gate assignment problem / Çok kriterli havaalanı kapı ataması problemi için kısıt-bazlı çizelgeleme yaklaşımları(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) MERT PALDRAKHavalimanı operasyonlarının alanında, kapı atamalarının etkili bir şekilde yönetilmesi her zaman kritik bir endişe olmuştur, bu durum doğrudan havalimanlarının, havayollarının verimliliğini ve yolcuların genel deneyimini etkilemektedir. Geleneksel olarak, Havalimanı Kapı Atama Problemi (AGAP) ve Havalimanı Kapı Yeniden Atama Problemi (AGRP) birbirinden ayrı varlıklar olarak ele alınmış ve her biri diğerinden bağımsız olarak ele alınmıştır. Ancak, bu geleneksel yaklaşım zamanla sınırlılıklarını ortaya koymuştur, havalimanı operasyonlarının öngörülemeyen doğası nedeniyle başlangıç kapı atamaları ile sonraki yeniden atamalar arasındaki dinamik etkileşimi yakalayamamıştır. Bu tez, AGAP ve AGRP'nin birbiriyle bağlantılılığını keşfederek ve kapı yönetimindeki karmaşıklıklar ve belirsizliklerle başa çıkmada etkili bir başlangıç programının kritik önemini vurgulayarak bu boşluğu kabul eder ve köprüler. Havalimanı kapı atamalarına dahil olan çok sayıda paydaş ve başlangıç kapı atamasının gerekli sağlamlığı göz önüne alındığında, bu araştırma, paydaş beklentilerini karşılamayı ve yeniden atama süreci boyunca programın istikrarını korumayı amaçlayan üç amaçlı bir problemi ele alır. Bu karmaşık çok amaçlı meseleyi ele almak için, tez, farklı amaçları ve belirli problem değişkenlerini, örneğin havalimanı yoğunluğunu, karşılamak üzere tasarlanmış bir dizi yapıcı sezgiyi, İkili Tamsayı Programlama (BIP), Kısıtlama Programlama (CP) ve Ağ Modelleme (NM) tanıtır. Ampirik analizler, geleneksel matematiksel modellerin optimal çözümleri uygulanabilir bir hesaplama zaman çerçevesi içinde sunmada yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Matematiksel modellerin verimliliğini artırmak için, amaca özel geçerli eşitsizlikler de önerilmiştir. Buna karşılık, tasarlanan yapıcı sezgiler, karar verme sürecini kolaylaştıran etkili uzlaşı çözümleri üretmede etkilidir. Uçakların sıralanması ve önceden belirlenmiş kriterlere dayanarak kapıların seçilmesi sürecini içeren bir süreç yoluyla geliştirilen özel yapıcı sezgiler, etkili uzlaşı çözümleri hızlı bir şekilde üretebilme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahiptir. Çözüm manzarasını daha da zenginleştiren tez, Adaptif Büyük Komşuluk Arama (ALNS) ve Açgözlü Rastgele Uyarlanabilir Arama Prosedürü (GRASP) performansını daha basit sezgilerle karşılaştırır. Çok Amaç-Odaklı ve Havalimanı Yoğunluğu-Odaklı Yapıcı Sezgilerin, ALNS ve GRASP'in karmaşıklık ve hesaplama taleplerini sadece eşleştirmekle kalmayıp, yüksek kaliteli çözümleri etkin bir şekilde elde ederek bu daha maliyetli yöntemleri geride bıraktığı sonucuna varır. Havalimanı Kapı Yeniden Atama Problemini ele alırken, tez, minimum kapı değişikliği ve ceza tabanlı olmak üzere iki BIP modeli ile birlikte bir senaryo tabanlı stokastik yaklaşım önerir. Kapı Atama Probleminde elde edilen optimal bir başlangıç programının kritik önemi gösterilerek, Adnan Menderes Uluslararası Havalimanı'ndan gerçek bir senaryo, çeşitli yapıcı sezgiler kullanılarak başlangıç programları üretmek için analiz edilir. Daha sonra, bu programlar havalimanı kapı yeniden atama modellerinde kullanılarak, gerçek zamanlı programlamanın performansı üzerindeki etkileri değerlendirilir. Hesaplama bulguları, sağlamlık ve havalimanı yoğunluğuna odaklanarak hazırlanan başlangıç programlarının, yeniden atama aşamasında kapı değişikliklerini önemli ölçüde azaltabileceğini öne sürmektedir. Son olarak, tez, farklı uçuş varış ve kalkış senaryolarını inceleyerek, senaryolar arasında kapılara atanan uçuş sayısındaki farklılıkları en aza indirmek için çeşitli programlama tekniklerini kullanır. In the realm of airport operations, the challenge of managing gate assignments effectively has always been a pivotal concern, directly influencing the efficiency of airports, airlines and the overall experience of passengers. Traditionally, the Airport Gate Assignment Problem (AGAP) and the Airport Gate Reassignment Problem (AGRP) were treated as distinct entities, each addressed in isolation from the other. This conventional approach, however, has gradually revealed its limitations, failing to capture the dynamic interplay between initial gate assignments and the inevitable need for subsequent reassignments due to the unpredictable nature of airport operations. This thesis acknowledges and bridges this gap by exploring the interconnectedness of AGAP and AGRP, emphasizing the critical importance of an efficient initial schedule in navigating the complexities and uncertainties inherent in gate management. Given the multiplicity of stakeholders involved in airport gate assignments and the requisite robustness of the initial gate assignment, this research tackles a tri-objective problem aiming to fulfil stakeholder expectations and preserve schedule stability throughout the reassignment process. To address this complex multi-objective issue, the thesis introduces Binary Integer Programming (BIP), Constraint Programming (CP), and Network Modelling (NM), alongside a variety of constructive heuristics integrated with Constraint-Based Scheduling techniques. These are tailored to accommodate different objectives and specific problem variables, such as airport density. Empirical analyses reveal the inadequacy of conventional mathematical models in delivering optimal solutions within a feasible computational timeframe. To be able to increase the efficiency of mathematical models, objective-specific valid inequalities are also proposed. Conversely, the devised constructive heuristics demonstrate efficacy in generating effective compromise solutions that facilitate decision-making. The tailored constructive heuristics, developed through a process that involves sorting flights and selecting gates based on predefined criteria, demonstrate a remarkable ability to generate effective compromise solutions quickly. Further enriching the solution landscape, the thesis evaluates the performance of Adaptive Large Neighbourhood Search (ALNS) and Greedy Randomized Adaptive Search Procedure (GRASP) against simpler heuristics. It concludes that Multiple-Objective-Oriented and Airport-Density-Oriented Constructive Heuristics not only match but also surpass the complexity and computational demands of ALNS and GRASP in achieving high-quality solutions efficiently, outperforming these more computationally expensive methods. In addressing the Airport Gate Reassignment Problem, the thesis proposes two BIP models — minimum gate change and penalty-based — along with a scenario-based stochastic approach. Demonstrating the criticality of an optimal initial schedule obtained in the Gate Assignment Problem, a real-world scenario from Adnan Menderes International Airport is analysed using various constructive heuristics to generate initial schedules. Subsequently, these schedules are utilized in airport gate reassignment models to assess their influence on the performance of real-time scheduling. The computational findings suggest that initial schedules crafted with a focus on robustness and airport density can substantially reduce gate changes during the reassignment phase. Finally, the thesis examines different flight arrival and departure scenarios, employing various scheduling techniques to minimize the discrepancies in the number of flights assigned to gates across scenarios.Master Thesis Consumer engagement perspective in omni-channel marketing / Omni-kanal pazarlamada tüketici katılım perspektifi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2022) AHMED CÜNEYD DENİZKüreselleşme ve yeni dijital çağ ile birlikte teknoloji alanında yeniliklerin olduğu bir dönem başlamıştır. Özellikle bu teknolojik gelişmeler, tüketicilerin ve şirketlerin iletişim yöntemi, geleneksel yapıdan dijital ortama geçmeye başlamıştır. Bu etkileşimler sonucunda tüketici davranışlarında çok önemli değişimler yaşamaya başlamıştır. Yeni teknolojilerin hayat bulmasıyla birlikte yeni iş yapma biçimleri de ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu modellerin benimsenmesiyle internet, yeni iş modellerinin tetikleyicisi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Günümüzde kablosuz akıllı cihazların kullanımının tüketicilere her zaman ve her yerde bilgi ve hizmet sağlaması beklenmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi iş dünyasına yeni fırsatlar getirmiş, internet erişiminin insanlar arasında yaygınlaşması rahat ve güvenli çevrim içi ve çevrim dışı alışverişi gündeme getirmiştir. Bununla birlikte, devam eden dijitalleşmeyle, geleneksel perakendecilik, çevrimiçi kanalın doğmasına neden olmuştur. Böylece çevrimiçi kanal çok baskın olmaya başlamış ve yıkıcı bir gelişme olarak kabul edilebilir düzeye ulaşmıştır. Günümüzde e-ticaret, sosyal medya kombinasyonları, yerel mobil hizmetler ve mobil ticaretteki gelişmelerle mevcut perakendeciliğin ana çarkları dönmeye başlamıştır. İnternet kullanımının yaygınlaşması, tüketicilerin istedikleri ürün ve hizmetleri birçok kanaldan hızlı ve güvenilir bir şekilde aramasını sağlayarak dağıtım kanallarının değişmesine neden olmuştur. Bu noktada tüketiciler hem hız hem de maliyet açısından en uygununu aramaktadır. Tüketiciler, tüketim sürecinin her aşamasında hangi kanalların kendilerine uygun olduğuna ve minimum maliyetle maksimum sonuçlara nasıl ulaşabileceklerine odaklanmaktadır. Bu nedenle işletmelerin tüketicilere erişimi olan tüm kanalları başarılı bir şekilde yönetmesi onlar için hayat önem taşımaktadır. Bu kanalların uyumlu ve esnek yönetimi kanallar arasındaki koordinasyon omni-kanal adı verilen kavram altında incelenmektedir. Omni-channel, pazarlama, perakendecilik, iletişim veya bilgi sistemleri gibi çeşitli alanları etkileyen, son yılların en önemli perakende devrimlerinden biridir. Omni kanallı bir ortamda, müşteriler tek bir işlem sürecinde aynı anda (çevrimiçi, mobil ve fiziksel mağaza) kanallar arasında serbestçe hareket eder. Kanaldan bağımsız tüketiciler, istedikleri ürünü, istedikleri zaman ve doğru fiyata aldıkları sürece mağazadan, çevrimiçi veya mobil satın alıp almadıklarını umursamazlar. Günümüz tüketicileri için mobil cihazlar gün geçtikçe hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Omni-kanal, tüketici katılımı, tüketici davranışları, birleşik teknoloji kabul ve kullanım teorisi, yapısal eşitlik modeli, fiziksel mağazalarda dijital Öğeler. With globalization and the new digital age, an era has begun with innovations in technology and transfers. In particular, technological advances, the communication method of consumers and companies began to move from the traditional structure to a digital environment. As a result of these interactions, it started to experience very important changes in consumer behavior. As new technologies come to life, new ways of doing business have begun to emerge. By adopting these models, the Internet has been and continues to be the trigger of new business models. Today, the use of wireless smart devices is expected to provide information and service to customers anytime and anywhere. The rapid development of information and communication technologies has brought new opportunities to the business world, and the widespread use of internet access among people has brought comfortable and secure online and offline shopping to the agenda. However, traditional retailing, with continued digitalization, has given rise to the online channel. Thus, the online channel began to become very dominant and changed significantly for reasons that can be considered a disruptive development. Today, the main wheels of current retailing have started to turn with developments in e- commerce, social media combinations, local mobile services and mobile commerce. The widespread use of the Internet has caused the distribution channels to change by enabling consumers to search for the products and services they want from many channels in a fast and reliable way. At this point, consumers are looking for the most suitable one in terms of both speed and cost. Consumers focus on which channels are suitable for them at every stage of the consumption process and how they can achieve maximum results with minimum cost. It is therefore vital for businesses to successfully manage all channels that have access to consumers. The harmonious and flexible management of these channels and the coordination between channels are examined under the concept called omni-channel. Omni-channel is one of the most important retail revolutions of recent years, affecting various fields such as marketing, retailing, communication or information systems. In a omni-channel environment, customers move freely between channels simultaneously (online, mobile and physical store) in a single transaction process. Channel-independent consumers don't care whether they buy in-store, online, or mobile, as long as they get the product they want, when they want it, and at the right price. For today's consumers, mobile devices have become an indispensable part of life day by day. Keywords: Omni-channel, consumer engagement, consumer behaviors, unified theory of acceptance and use of technology, stractual equation model, digital elements in physical storesMaster Thesis Control and performance analysis of three station make-to-stock production lines / Üç istasyonlu stoğa üretim hatlarının kontrolü ve performans analizi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2021) ÖZGÜN YÜCELÜretim sistemleri üzerine yapılan çalışmalar, on yıllardır rastgelelik, müşteri gereksinimleri, üretim süreçlerinin belirli özellikleri ve sistem maliyetleri ile başa çıkmaktadır. Stoğa üretim, müşteri hizmet düzeyini artırıp üretim, envanter ve kıtlıklarla ilişkili maliyetlerin dengelenmesini kolaylaştırır. Bu çalışma, stoğa üretim ortamında seri olarak düzenlenmiş üç istasyondan oluşan üretim sistemlerinin üretim kontrolü ve performans değerlendirmesini ele almaktadır. İlk olarak, tek makineli istasyonlar, istasyonlar arasında yer alan yarı mamül stokları ve bitmiş ürün stoğu içeren üretim sistemlerinin eniyi kontrol problemleri incelenmiştir. Taleplerin bir Poisson sürecine göre geldiği bu çalışmada, son ürün stoğundan anında karşılanamayan talepler için kayıp satış bedeli ödenir. Üstel olarak dağıtılmış işlem sürelerine sahip makinelerden oluşan sistem ana model olarak tanımlanırken, genişletilmiş modellerde arıza veya yeniden işleme oluşumları olan daha karmaşık sistemleri incelemek için iki fazlı Coxian işlem süreleri dikkate alınmıştır. Çalışmanın amacı, uzun vade ortalama sistem maliyetini en aza indiren eniyi kontrol politikasını bulmaktır. Markov karar süreci kullanılarak eniyi politikaların yapısı ortaya konmuş ve çalışma çeşitli sayısal örnekler ile zenginleştirilmiştir. İkinci olarak, eniyi kontrol politikaları bulmada karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmek adına uygulaması kolay bir politika önerilmiştir. Önerilen politika birçok durumda eniyi politikaya yakın performans göstermektedir. Performansı eniyi politikadan uzak olan durumları iyileştirmek adına, önerilen yaklaşımın geliştirilmiş bir versiyonu da dikkate alınmıştır. Tez kapsamında yapılan son çalışma, iki-fazlı Coxian işlem süreleri, paralel makineler ve sonlu tamponlar içeren üretim hatlarının kesin bir Markov analizini sunar. Hammadde tedariği ve son ürün talebinin bağımsız Poisson süreçleri uyarınca geldiği bu problem, sürekli zamanlı bir Markov zinciri olarak modellenmiş ve geçiş hızı matrisini oluşturmak için özyinelemeli algoritmalar önerilmiştir. Genel özyinelemeli form 3-istasyon 4-tampon sistemlerine özgü olmasına rağmen, durum sayısını hesaplama ve durumları üretme rutinleri herhangi bir M-istasyon (M+1)-tampon sistemi için çalışmaktadır. Geliştirilen model, kararlı durum dağılımını ve verim, sistemdeki ürün sayısı ve ortalama sistem maliyeti gibi performans ölçütlerini hesaplamaya olanak sağlar. Önerilen metodoloji, daha uzun hatların performans analizi için bir ayrıştırma bloğu olarak da kullanılabilir. For decades, studies on production systems cope with randomness, customer requirements, specific features of production processes, and system costs. Make-to-stock production enhances the level of customer service and facilitates balancing costs associated with production, inventory and shortages. This thesis considers production control and performance analysis of production systems consisting of three stations arranged in series in a make-to-stock environment. First, optimal control problems of production systems with single-machine stations, intermediate buffers and a finished goods buffer are studied. Demands arrive at the finished goods buffer according to a Poisson process, and those that cannot be immediately satisfied are lost. The system consisting of machines with Exponentially distributed processing times is defined as the basic model, while two-phase Coxian processing times are included to examine more complex systems with failure or rework occurrences in extended models. The objective is to find an optimal control policy that minimizes the long-run average system cost. The structure of optimal policies is revealed using the Markov decision process, and the study is enriched with various numerical examples. Secondly, an easy-to-apply alternative policy is introduced to overcome the challenges of finding optimal control policies. Computational results show that the proposed policy performs near-optimal in various instances. The settings with a relatively higher optimality gap are identified, and a modified version of the proposed approach is developed to improve the performance. This thesis lastly presents an exact Markovian analysis of production lines with two-phase Coxian processing times, parallel machines and finite buffers. Raw materials supply and finished goods demand are generated according to independent stationary Poisson processes. We model the line as a continuous-time Markov chain and propose recursive algorithms to generate the transition rate matrix. Although the general recursive form is specific to 3-station 4-buffer lines, routines for calculating the number of states and generating the states work for any M-station (M+1)-buffer systems. The developed model allows us to obtain steady-state distribution and performance metrics such as throughput, the average number of items in the system, and average system cost. The proposed methodology can also be used as a decomposition block for the performance analysis of longer lines.Master Thesis Correlation structure among countries or industries and its implications for international diversification and portfolio management / Ülkeler veya endüstriler arasındaki korelasyon yapısı ve uluslararası çeşitlendirme ve portföy yönetimi için çıkarımları(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2021) SEHER GÖREN YARGIÇeşitlendirme, yatırımcılar ve portföy yöneticileri için risk azaltma açısından önemli bir faktördür. Uluslararası piyasalar arasındaki getiri korelasyonu, çeşitlendirme stratejisinin belirlenmesi açısından önemlidir. Uluslararası varlıklar arasındaki korelasyon yapısının analizi, uluslararası portföy çeşitlendirmesinin etkinliğini analiz etmeye yardımcı olmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, yerel endüstri veya yerel ülke endeksleri aracılığıyla uluslararası çeşitlendirme seçeneklerinin etkinliğini araştırmak ve bu korelasyonların gelecekteki endeks getirilerini ne derece iyi tahmin ettiğini incelemektir. Öncelikle, iki farklı örneklem olan yerel endüstri ve yerel ülke endekslerine dayanan aylık ortalama ikili getiri korelasyonları, araştırma dönemi boyunca bir ay içindeki günlük endeks-getiri verileri kullanılarak hesaplanmıştır. Daha sonra küresel piyasa getirisine karşı aylık ortalama korelasyonlar, tek faktörlü, Fama-French üç faktörlü ve altı faktörlü varlık fiyatlama modellerinden türeyen korelasyonlar ve kendine özgü korelasyonlar araştırma dönemi üzerinden hesaplanmıştır. Ortalama korelasyonların zaman-serisi davranışı durağanlık testleri kullanılarak incelenmiştir. Ortalama korelasyon serisinin durağanlığına yönelik testlerin, etkin çeşitlendirme arayan uluslararası yatırımcılar için çıkarımları vardır. Ortalama korelasyonlar için ortalama fark testleri yapılarak yerel endüstriler ve yerel ülkeler karşılaştırılmıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler de uluslararası çeşitlilik potansiyelleri açısından karşılaştırılmıştır. İkinci olarak, aylık örneklem korelasyonları, küresel Fama-French üç faktör modelinden türeyen korelasyonlar ve küresel Fama-French üç faktör modelinden türeyen kendine özgü korelasyonlar, yeni araştırma dönemi boyunca genişletilmiş bir veri seti için yerel endüstri ve yerel ülke endekslerine dayalı olarak hesaplanmıştır. Getiriler ve korelasyonlar arasındaki ilişkiyi incelemek için kesitsel Fama-Macbeth regresyon analizleri kullanılmıştır. Daha sonra alt-örneklem ve alt-dönem analizleri yapılarak daha fazla ayrıntı verilmiştir. Sonuçlar, korelasyonların zamanla kalıcı olarak yükselmediğini göstermektedir. Bu nedenle, portföy riskini azaltmak ve varlık getirilerini stabilize etmek için uluslararası çeşitlendirme hala uygulanabilmektedir. Sonuçlar ayrıca yerel ülkeler yerine yerel endüstriler üzerinden çeşitlendirmenin daha etkin olduğunu göstermektedir. Yerel endüstri endeksleri için ortalama korelasyon katsayı ölçüleri anlamlıyken, korelasyon katsayılarının ortalama ölçüleri yerel ülke endeksleri için çoğunlukla anlamsızdır. Bu nedenle, yerel endüstri endeksleri için ortalama korelasyon katsayıları ölçümleri, gelecek getiriler üzerinde önemli bir tahmin gücüne sahiptir. Anahtar Kelimeler: uluslararası portföy çeşitlendirmesi, getiri korelasyonu, portföy yönetimi, yerel endüstri endeksi, yerel ülke endeksi Diversification is an important factor in risk reduction for investors and portfolio managers. Return correlations among international markets are important for determining the diversification strategy. Analysis of correlation structure among international assets helps in analyzing the effectiveness of international portfolio diversification. The main purpose of this study is to investigate the effectiveness of international diversification options through local industry or local country indexes and to examine how well these correlations predict future index returns. Firstly, monthly average pair-wise return correlations, based on two distinct samples of local industry and local country indexes, are calculated using daily index-return data within a month over the research period. Then, monthly average correlations against global market return, implied correlations from asset pricing models with a single factor, with Fama-French three factors, with six factors and idiosyncratic correlations are calculated over the research period. The time-series behavior of average correlations is examined using stationarity tests. Tests for the stationarity of the average correlation series have implications for international investors seeking efficient diversification. The average correlations are examined to compare local industries and local countries by conducting mean difference tests. Developed and emerging countries are also compared to examine their diversification potential. Secondly, monthly sample correlations, implied correlations from the global Fama-French three-factor model and idiosyncratic correlations from the global Fama-French three-factor model are calculated based on local industry and local country indexes for an extended data set over the new research period. Cross-sectional Fama-Macbeth regression analyses are employed to examine the relationship between returns and correlations. Further details are then given by conducting sub-sample and sub-period analyses. The results show that correlations do not rise permanently over time. Therefore, international diversification can still be applied to reduce portfolio risk and stabilize asset returns. The results also show that diversifying across local industries rather than local countries is more efficient. Average slope estimates of correlation coefficients from Fama-MacBeth regressions for local industry indexes are significantly different from zero whereas those for local country indexes do not differ from zero. Thus, correlation coefficients for local industry indexes have substantial predictive power on future returns. Key Words: international portfolio diversification, return correlation, portfolio management, local industry index, local country indexMaster Thesis Design and analysis of an optimal day-ahead energy management system based on PV generation and BESS under distribution grid constraints / Dağıtım şebekesi kısıtları altında PV üretimi ve BESS'e dayalı optimal bir gün öncesi enerji yönetim sisteminin tasarımı ve analizi(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) SEZAİ POLATArtan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla, yenilebilir enerjinin kullanımı gün geçtikçe artmaktadır. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının doğası kesintili olmasından dolayı, enerji temininde zorluklar meydana gelir. Bu zorlukları azaltmak için önde gelen çözümlerden biri, enerji depolama sistemlerinin elektrik şebekesine entegre edilmesidir. Son teknolojik gelişmeler, pil depolama sistemlerinin kapasitesinde önemli bir artışa ve maliyetlerinde düşüş sağlamış, böylece hem konut hem de şebeke ölçekli uygulamalar için giderek daha avantajlı bir çözüm haline gelmiştir. Batarya depolama sistemleri gerilim desteği, güç desteği ve enerji kaydırması dahil olmak üzere elektrik şebekesi için çeşitli faydalar sunabilmektedir. Ancak yenilebilir enerji kaynağı ve enerji depolama sisteminin etkinliği ve güvenilirliği, enerji kullanımını en üst düzeye çıkarmak ve tutarlı enerji tedarikini sağlamak iyi bir kontrol stratejisine ile mümkündür. Şebekeye bağlı yenilebilir enerji kaynağı ve batarya enerji depolama sistemlerini teknik olarak uygun ve düşük maliyetli çalıştırılması için enerji yönetim sistemi (EYS) kavramı ortaya çıkmıştır. Bir EYS, kesintili olan yenilebilir kaynakları optimize edebilir, tahmin edebilir, enerji depolamayı yönetebilir, yükleri kontrol edebilir, teknik kriterlerin sağlayabilir bir yapı ile bir mikro şebeke veya dağıtım sistemindeki işletme maliyetlerini en aza indirerek optimum kaynakları planlayabilir. Gün öncesi EYS ile dağıtım sistemindeki enerji kaynakları, sistem kısıtları ve enerji alış ve satış maliyetleri, sistem ekipmanlarının yaşlanma maliyetlerini göz önüne alarak, sistemin en uygun şekilde çalışmasını planlar. Bu tezde, şebekeye bağlı bir dağıtım sistemine entegre fotovoltaik (FV) ve batarya depolama sisteminin (BDS), saatlik değişen elektrik fiyat tarifesi ile en düşük maliyetli çalışmasını amaçlayan bir optimizasyon modeli oluşturulmuştur. Bu model oluşturulurken gerçek sisteme yakın bir modelleme için, FV ve BDS ine entegre invertörlerin reaktif güç desteklerinden faydalanılmış, yeni bir bakış açısı ile, güç sınırı yerine akım sınırlayıcı bir yaklaşımla güç ve enerji dengesi hesaplamaları yapılarak, lineer olmayan bir optimizasyon problemi haline dönüştürülerek çözülmüştür. Ayrıca bir çok çalışmada göz ardı edilen, inverlerin kayıpları ve yaşlanma maliyetleri modele dahil edilmiştir. Bu tez kapmasında yapılan bir diğer bir yenilik ise, bir dağıtım sisteminin şebekeye bağlantı noktasındaki dağıtım transformatörünün, standartlarda verilen yükleme kılavuzları doğrulsunda anma gücü üzerinde çalıştırılabilmesi için gerekli dinamik termal model oluştulmuştur. Bu sayede dağıtım tranformatörü tam yükün üstünde bir yükle çalışmasına imkan sağlayan, FV ve BDS içeren bir dağıtım şebekesi için bir optimizasyon modeli oluşturularak, gün öncesi EYS modeli ile çeşitli analizler yapılmıştır. Sonuç olarak, içerisinde FV ve BDS olan bunlara entegre invertelerin akım sınırlama yaklaşımı ile reaktif güç desteği sağlayan, inverter kayıplarının göz önünde bulunurulduğu, dinamik termal model sayesinde anma gücü üzerinde çalışmasına imkan sağlayan gelişmiş bir EYS modeli oluşurularak çeşitli analizler gerçekleştirilmiştir. Böylece akım sınırlama yaklaşımı ile daha gerçekçi model sayesinde, inverter kayıplarının göz ardı edilmeyecek kadar yüksek ve maliyet artışına sebep olduğu, şebeke bağlantı noktasındaki dağıtım transformatörünün daha düşük güçlü seçilse bile kısa süreli de olsa güvenli bir şekilde çalışabileceği gözlenmiştir. The growing demand for energy has led to a surge in the utilization of renewable energy sources (RES). However, the intermittent nature of these renewable resources often results in challenges in maintaining a consistent energy supply. One of the key solutions to address these difficulties is the integration of battery energy storage system into the electrical grid. Recent technological advancements have significantly enhanced the capacity and cost-effectiveness of BESS, making them an increasingly viable option for both residential and grid-scale applications. These battery storage systems can provide various benefits to the electrical grid, such as voltage support, power support, and energy shifting. Nonetheless, optimizing the efficiency and reliability of the RES and BESS, while maximizing energy usage and ensuring a consistent energy supply, can be achieved through the implementation of an effective control strategy. The concept of an energy management system (EMS) has emerged as a viable approach for the technically feasible and cost-effective operation of grid-connected RES and BESS. An EMS can optimize the utilization of intermittent RES, forecast and manage energy storage, control loads, and plan the deployment of optimal resources by minimizing operating costs in a microgrid or distribution system with a structure that can provide technical criteria. With a day-ahead EMS, RES in the distribution system, system constraints, energy purchase and sale costs, and the aging costs of system equipment are all taken into consideration, and the system plans the most appropriate operational strategy. This dissertation presents an optimization model for a grid-connected photovoltaic (PV) system and BESS aimed at minimizing operating costs under a dynamic electricity price tariff. The model incorporates the reactive power support capabilities of the integrated inverters, utilizing a current-limiting approach rather than power limiting for power and energy balance calculations. This non-linear optimization problem also considers the previously neglected inverter losses and aging costs. Additionally, the dissertation introduces a dynamic thermal model for the distribution transformer at the grid connection point, enabling the transformer to operate at its rated power in accordance with industry standards. The resulting optimization model for a distribution network with PV and BESS allow the transformer to operate above full load, and various analyses were conducted using a day-ahead energy management system model. The advanced EMS model provides reactive power support through the current-limiting approach, accounts for inverter losses, and enables the system components to operate at their rated power due to the dynamic thermal model. The findings indicate that inverter losses are substantial and cannot be ignored, contributing to increased costs, and that the distribution transformer can safely operate with a lower capacity rating for short time period.Master Thesis Ekrandaki "Almancı": Türkiye'deki televizyon dizilerinde Almanya'daki Türk göçmenlerin temsili / Almancı" on the screen: Representation of Turkish migrants in Germany in Turkish TV drama(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2024) CENK ÇAKAR1960'larda başlayan ve çoğunlukla Almanya'ya yönelen emek göçüne katılan Türk işçiler ve onların ardıl jenerasyonları, Türk toplumu için büyük önem arz etmektedir. Nam-ı diğer gurbetçiler, 1960'lardan beri Türkiye'deki Türkler tarafından "Alamancı" ve "gavur" gibi ifadelerle ötekileştirilmiş ve aşağılanmıştır. Son yıllarda ise daha çok politik tercihlerinden kaynaklanan bir öfkenin gurbetçilere yöneldiği kamusal alanda görünürleşmektedir. Bu çalışma, Türk televizyon dizilerinin gurbetçileri nasıl temsil ettiklerini, yani ötekileştirip dışlayan mı yoksa kapsayıp kucaklayan bir biçimde mi temsil ettiklerini araştırmaktadır. Almanya'daki Türklerin kültürel olarak melezleştikleri, Almanya'da karşılaştıkları kültür ve Türkiye'den götürdükleri orijinal kültürü sentezleyip yeni üçüncü bir kültür yarattıkları varsayımına dayanan bu tez çalışması onların Türkiye'deki televizyon dizilerindeki temsillerini sosyokültürel özelliklerine odaklanarak çözümlemektedir. Araştırma yöntemi olarak betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Türk televizyonunda Almanya'daki Türk göçmenlere yer veren 15 dizi içinden 35 karakterin tümü araştırmaya dahil edilmiştir. "Gurbetçi" karakterler üzerine yapılan analizler karakterlerin sosyo ekonomik ve sosyo kültürel özelliklerine odaklanacak şekilde iki ana kategoride yürütülmüştür. Kültür kategorisinin altında toplumsal cinsiyet, geleneklerin korunumu, jenerasyon, kültürleşme, imaj, konuşma ve müzik konularında analizler yürütülmüştür. Karakterlerin yukarıda sıralanan kategorilerden oluşan sosyokültürel hayatları betimlenerek derinlemesine analiz edilmiştir. Sonuç olarak televizyon dizilerindeki Almanya'daki Türk temsillerinin birçoğunun sahip olduğu melez kültürel kimliklerin karmaşık örüntülere sahip olduğu, karşılaştıkları kültürü taklit ettikleri ancak aynı olmadıkları, bazı farklılıklar yarattıkları ve karşılaştıkları topluma karşı sevgi ve öfke gibi karmaşık duygulara sahip oldukları görülmüştür. Bu karakter temsillerinde brikolaja da rastlanmaktadır. Karakterlerin temsil ediliş biçimlerinin sosyal bilimler ve medya araştırmalarında kullanılan stereotipleştirme, marjinalleştirme ve karikatürleştirme yöntemlerini kullandığı tespit edilmiştir. Almanya'daki Türklerin sosyokültürel hayatlarına dair gösterilmek istenmeyen konuların sahne ışıkları, göz bağcılar ve disneyleştirme stratejileriyle gözden uzak tutulmaları söz konusudur. Son olarak televizyon dizilerinin kadın karakterler özelinde detaylı bir toplumsal cinsiyet eleştirisi yaptıkları ve Almanya'daki Türklerin karşılaştıkları ayrımcılık konusunu sıklıkla ele aldıkları görülmüştür. Diğer yandan Almanya'daki Türklerin gerçek hayatlarında mevcut olan etnik ve mezhepsel ayrımları tamamen göz ardı ettikleri ve din konusuna hemen hemen hiç değinmedikleri görülmüştür. Participated in the labor migration since the 1960s, were mostly directed to Germany, Turkish workers and their successive generations are of great importance to Turkish society. So-called expatriates have been marginalized and humiliated by Turks in Turkey with expressions such as "Alamancı" and "infidel" since then. In recent years, it has become visible in the public sphere that a wave of anger directed toward expatriates due to their political preferences. This study investigates how Turkish television series represent expatriates, that is, whether they represent them in a way that marginalizes and excludes them or in a way that includes and embraces them. Based on the assumption that Turks in Germany have hybridized culturally and created a new third culture by synthesizing the culture they encountered in Germany and the original culture they took from Turkey, this thesis examines their representations in Turkish television series by focusing on their sociocultural dimensions. The descriptive analysis method has been used as the research method. All 35 characters from 15 TV series featuring Turkish migrants in Germany on Turkish television were included in the research. Analyzes of "expatriate" characters' socioeconomic lives were conducted under three main categories of Education and Economy; Politics, Ethnicity and Religion; and Culture. Under the culture category, analyses were carried out on gender, preservation of traditions, generation, acculturation, style, speech, and music. The sociocultural lives of the characters, consisting of the categories listed above, are described and analyzed in depth. As a result, it has been seen that the hybrid cultural identities of most expatriate representations have complex patterns, they imitate the culture they encounter but are not the same, they create some differences, and they have complex emotions such as love and offense towards the society they encounter. Bricolage is also encountered in these character representations. It has been found that the characters are stereotyped, marginalized, and caricaturized. It has been determined that topics that are not wanted to be shown about the sociocultural life of Turks in Germany are ignored through spotlights, eye binders and disneyfication strategies. Finally, it has been observed that television series make detailed gender criticism specifically for female characters and frequently address the issue of discrimination faced by Turks in Germany. On the other hand, it has been observed that Turks in Germany completely ignore the ethnic and sectarian differences that exist in their real lives and seldom touch on the issue of religion.Master Thesis Essays on international portfolio investments / Uluslararası portföy yatırımları üzerine makaleler(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2021) PELİN BENGİTÖZBu tez çalışmasının birinci ve ikinci bölümü ağırlıklı olarak volatilite, çarpıklık, momentum, karlılık, özerk ölçütler, büyüklük ve değer etkileri, yatırım ve net hisse senedi ihracı değerleri olmak üzere birçok getiri tahminleyicisini ele almaktadır. Ek olarak, toplam volatilite ölçütü olarak kullanılması önerilen getiri aralığı değişkeni ile beklenen getiri oranları arasındaki kesitsel ilişki literatürde ilk defa bu bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde, 19 adet anomalinin getiri oranları üzerindeki etkisinin anlamlılığı uluslararası endeks seviyesinde araştırılmıştır. Bu kapsamda, Ocak 1973 ve Temmuz 2015 tarihleri arasında 37 ülke için tanımlanmış olan 19 adet endüstrinin yer aldığı yerel endüstri endeksleri kullanılmıştır. Hem portföy bazlı hem de endeks bazlı kesitsel regresyon analizlerinin sonuçları, getiri aralığı değişkeni başta olmak üzere tüm volatilite ölçütlerinin özellikle düşük piyasa değerli endeks getirilerini etkilediğini göstermektedir. Ayrıca, maksimum ve minimum getiri anomalilerinin ise piyasa değeri fark etmeksizin her portföy için anlamlı olduğu sonucuna varılmıştır. Buna ek olarak, çarpıklık ölçütleri düşük piyasa değerli endeks getirilerini anlamlı bir şekilde etkilerken, momentum etkisi hem düşük hem de orta piyasa değerli endeksler üzerinde anlamlıdır. Tanımlarına bağlı olarak, karlılık etkisi düşük ve yüksek piyasa değerli portföylerde anlamlı iken değer etkisi ise her seviye piyasa değerli endeks getirileri üzerinde anlamlı bir açıklayıcı güce sahiptir. Son olarak, geleneksel ölçüt olan standart sapma yerine, getiri aralığının daha pratik bir toplam volatilite ölçütü olarak kullanılabileceği tespit edilmiştir. İkinci bölümde, 19 adet anomalinin endeks getiri oranları üzerindeki etkisi Kuzey Amerika, Avrupa, Asya-Pasifik, Güney Amerika, ODKA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) ve Japonya için test edilmiştir. Diğer bir deyişle, bölgelerin sahip oldukları farklı karakterlerin, bölgeler arası piyasa ayrışması/bütünleşmesi derecelerinde farklılıklara neden olduğu hususu dikkate alınarak; varlık fiyatlama modellerinin bölgesel versiyonları kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, getiri aralığı ve diğer tüm volatilite ölçütlerinin Avrupa, Asya-Pasifik, Güney Amerika, ODKA ve Japonya'da; maksimum ve minimum getiri anomalilerinin ise her bir coğrafi bölgede etkili olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, büyüklük ve değer etkilerinin Japonya dışında her bölgede; Japonya'da ise sadece büyüklük etkisinin anlamlı olduğu sonucuna varılmıştır. Momentum etkisinin Kuzey Amerika, Avrupa ve ODKA; karlılık etkisinin ise ölçüm metoduna bağlı olarak Avrupa ve Asya-Pasifik; çarpıklık ölçülerinin ise sadece Avrupa yerel endüstri endeksleri getirilerini anlamlı bir şekilde etkilediği görülmektedir. Son olarak, portföy analiz sonuçlarının büyük bir çoğunluğu Fama-MacBeth regresyonları ile desteklenmektedir. Üçüncü bölümde, değer etkisi ölçütü olan Kazanç/Fiyat değeri (KF) oranı, Fama ve French (2008)'in çalışmasındaki ayrıştırma yöntemi izlenerek; gecikmeli KF değeri, kazançtaki değişim, momentum ve zıtlık etkisi olmak üzere 4 bağımsız bileşene ayrıştırılmıştır. İkinci bölümde kullanılan yerel endüstri endeksleri örneklemine ek olarak, 51 ülke endeksi de kullanılmıştır. Elde edilen bulgular her iki örneklem için de anlamlı bir KF oranı etkisinin var olduğunu; KF oranı bileşenlerinin, KF oranının sahip olduğu bilgi setinden bağımsız bilgiler içerdiği ve bu bilgilerin de gelecek getiri oranları tahminlerini anlamlı bir şekilde geliştirdiğini göstermektedir. Ayrıca, KF oranı ayrıştırmasının Güney Amerika dışında tüm bölgelerin yerel endüstri endeksleri için anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ilgili bulguların, gecikmeli KF oranının hesaplanmasında kullanılana gecikme uzunluğuna bağlı olarak değişebileceği saptanmıştır. Son olarak, her iki örneklemin piyasa değeri bazlı portföyleri için uygulanan ayrıştırma analizleri, KF oranı ayrıştırmasının düşük piyasa değerli endeksler için daha fazla bilgi ortaya çıkardığını göstermektedir. The first and second chapters of the dissertation mainly focus on several return predictors, which are measures of volatility, skewness, momentum, and profitability; size and value effects; and other measures, such as investments and net share issuance. In addition, the cross-sectional relation between the return range, a newly proposed proxy of total volatility, and future index returns are examined for the first time in the literature. In the first dissertation chapter, the significance of the effects of these nineteen anomalies are examined at the international index level using 19 industries specified for 37 countries from January 1973 to July 2015. The results of both the portfolio-level analyses and index-level cross-sectional regressions indicate that all volatility measures, including the return range, exclusively affect returns on small-cap indexes. Additionally, maximum and minimum return anomalies also persistently exist across all size quintiles. The skewness measures significantly affect small-cap indexes while the momentum effect is significant in both small- and medium-cap indexes. Depending on their definitions, profitability measures significantly affect both small- and large-cap portfolios whereas the value effect has significant explanatory power on indexes from all size segments. Lastly, the return range can be used as a very practical measure of total volatility instead of the standard deviation. The second chapter investigates the effects of these nineteen index attributes on index returns for six different regions: North America, Europe, Asia-Pacific, South America, MENA, and Japan. This chapter considers the different characteristics of these regions that determine the degree of market segmentation or integration across regions, and therefore performs the regional versions of the asset-pricing models. The results suggest, first, that all volatility measures and the return range significantly predict index returns from Europe, Asia-Pacific, South America, and Japan. Second, the maximum and minimum return anomalies significantly predict index returns regardless of region. Third, there are significant size and value effects for all regions except for Japan, which only shows size effect. Fourth, there are significant momentum effects in North America, Europe, and MENA while the profitability effect has a significant explanatory power for Europe and Asia-Pacific, depending on its definition. Fifth, the skewness measures only significantly affect the returns for European country-industry indexes. Lastly, the Fama-MacBeth regressions provide almost identical results to the portfolio analyses. The third chapter examines the value effect based on earnings-to-price ratio (EP) by decomposing EP into four independent components, which are lagged EP value, change in earnings, momentum, and reversal, following the decomposition methodology of Fama and French (2008). In addition to the sample from the second chapter, this chapter includes a sample of country indexes with 51 local country indexes. The results show a significant EP ratio effect while the components of EP also include independent information that can be used to enhance estimates of future returns for both country-industry and country indexes in most of the cases. Additionally, decomposition of EP matters for all regions of country-industry indexes except South America. However, the results depend on the time horizons used for the lagged value of EP. Lastly, the decomposition analyses for the size-based portfolios of both samples show that the components of EP reveal more information about small-cap indexes.Master Thesis Evlendirme programlarının muhafazakar söylemler ve tahakküm ilişkileri bağlamında incelenmesi / Examination of marriage programs in context of conservative discourses and superiority relations(Yaşar Üniversitesi / DOKTORA, 2022) ÖYKÜ YENENKökleri televizyon tarihinin ilk günlerine kadar uzanan Realite show programları, türüne özgü belirsiz karakterine rağmen, kitleler nezdinde en çok ilgi gören türlerden biri olmuştur. Türün özelliği olarak geniş kitlelere ulaşması ve içerikleriyle, izleyiciler nezdinde bu denli çekici olması, realite show programlarını disipline edici iktidar mekanizması olarak okumanın yolunu açmaktadır. Bu tezde muhafazakar söylemlerle realite şov programları arasındaki ilişki sorgulanmış, buluşma programları içerisinde değerlendirebileceğimiz, Türkiye'deki formatı evlilik teması üzerine olan, ancak RTÜK'ün yayın içerikleri ile ilgili kararı sonrasında, format değiştirerek devam eden Esra Erol'da programı muhafazakar söylemler ve tahakküm ilişkileri bağlamında incelenmiştir. Esra Erol'da programında yeniden üretilen söylemler, Michel Foucault'nun iktidar anlayışı ve muhafazakar ideoloji çerçevesinde tartışılmıştır. Reality show programs, whose roots go back to the first days of television history, have been one of the most popular genres, despite the ambiguous character of the genre. The fact that the genre reaches wide audiences and is so attractive to the audience with its content creates a way for reading reality show programs as a disciplinary power mechanism. In this thesis, the relationship between conservative discourse and reality show programs has been questioned. Esra Erol'da which we can consider among the dating shows, whose format in Turkey was on the theme of marriage, but continued by changing the format after RTÜK's decision, was examined in the context of conservative discourses and superiority relations. The discourses reproduced in Esra Erol'da were discussed within the framework of Michel Foucault's understanding of power and conservative ideology.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

